Din, Evrensel Düzen ve SünetullahAllah'ı Bilmek (Marifetullah)Dua ve Bumerang KanunuEsma-ül Hüsna ve TecellileriEvliyalarHakikatistiğfar-tövbePeygamberlerSevap ve GünahŞeytanTövbe

Tanrı İmgesi

– Tanrı diye bir şey var mı?

+ hem evet hem hayır

– nasıl oluyor o, daha açık bir cevabınız yok mu?

+ gerek inançlı gerekse de kendini inançsız olarak tanımlayan kimselerin kafasında bir tanrı imgesi bulunur. işte bu tanrı bâtıldır. kişinin kendi kendine hayalden yonttuğu bir varlıktır. bu tanrı imgesi etrafında kurgulanan ve adına din denen ve çeşitli ritüeller içeren yapı da aynı şekilde bâtıla yakındır.

– siz peygamberlere ve evliyaya inanmıyor musunuz?

+ elbette inanıyorum.

– iyi ama onlar tanrıyı ve dini hep böyle tarif etmişler.

+ Peygamberler ve onların varisi olan evliya ulaştıkları hakikati insanlara sunmuşlar. insanlar da onlardan istifade etmiş ve kabiliyetlerine göre hakikatten hisse almışlar. aldıkları bu hisseyi de o zatlarla diyalogları sayesinde elde etmişler. yoksa hakikatin dile gelir bir yanı yoktur. hakikat yaşanabilir, tadılabilir ancak kelam kalıbına ve akli bir modele döküldüğünde de ölür. zira söz mananın mezarıdır.

Peygamber veya evliya ile diyalog halinde olan kimseler her ne kadar hakikati kalpten kalbe transfer yoluyla almış olsalar da ister istemez araya söz ve bilgi paketleri de dahil olmuştur. insan için bundan kaçış yoktur. ancak tüm bu söz ve bilgi paketleri sadece işaret neviindendir ve hakikatin aynısı olmadığı muhakkaktır. aynı hâli yaşayan iki kişi arasında tek bir işaret anlaşmak için yeterlidir. eğer hâl ve yaşantı ortaklığı yoksa, kütüphaneler dolusu bilgi paylaşımı bile iletişim için yetersiz kalacaktır.

günlük hayatımız da dahi öyle değil mi? kelimelerin zâhirine takılsaydık asla anlaşamazdık. ancak hepimiz aynı kelimelere aynı anlamları yüklediğimiz için az çok anlaşabiliyoruz.

– yani diyorsunuz ki, ortada hakikat ehli kalmadığında kalpten kalbe transfer işlemi gerçekleşmeyeceği için ortada hakikat de kalmayacaktır. geride kalmış bilgi ve sözler de hakikati temsil etmeyecektir.

+ evet

– peki geride kalmış bilgi ve sözlere tutunanların durumu nedir?

+ dediğimiz gibi o bilgi ve sözler ancak doğdukları kendi ortamında anlamlıdırlar. onlar buzdağının görünen ucu gibidir. görünmeyen ve altta kalan kısım ise tarife gelmeyen ve canlı canlı ortamında yaşanan hâllerdir.

– peki ilk baştaki meselemize dönersek, tanrı varsa nasıl var?

+ Allah zatı itibariyle alemlerden ganidir. alem ile doğrudan ilgisi olmaz. esasen alemler, ilahi isimlerin bir açılımı ve yansımasıdır. evren içinde her bir unsur mutlaka bir ilahi isme karşılık olarak ve onu temsilen var edilmiştir. bu süreçte evren adlı otomatik çalışan kapalı bir düzen oluşur. bu düzen de kayyum(ayakta tutan, işleten) ismine bağlıdır. tüm bu süreçte Allah, isimleri yani özellikleri itibariyle tanınır ve bilinir olur. zaten maksat da budur. o, zatı itibariyle ise bilinemezdir.

mesela Allah’ın isimlerinden biri de “mudil-yoldan çıkaran, saptıran”dır. Allah’ın böyle bir ismi şeytanın varlığını zorunlu kılmıştır.

– iyi ama Allah nasıl insanları saptıran olabilir? bu Allah’ın iyi bir varlık olmasına aykırı değil mi?

+ evren insanın tüm dualarına cevap verecek şekilde tasarlanmıştır ve kim neyi istiyorsa ona o gönderilir. burada duadan kasıt kişinin tüm hâl ve hareketleri ile ortaya koyduğu lisan-ı hâl duasıdır. yoksa kuru söze itibar yoktur. lisan-ı hâliyle “ben sapmak istiyorum” diyenin elbette duası karşılıksız kalmaz. ona şeytanlar gelir ve sapmak için yol gösterirler. maalesef her işlediğimiz günah, “ben sapmak istiyorum ya rab! bana şeytanlarını gönder de sapmam için yol göstersinler” demektir. (allah bizi günahlardan kurtarsın ve tövbeye muvaffak etsin. bu duayı lisan-ı halimizle de yapabilseydik keşke.)

– peki diğer isimler?

+ diğer isimlerim de elbette evrende karşılığı vardır. “hâdi-doğru yola ileten” ismi de peygamber ve evliyanın varlığını gerektirmiştir. hatta allah’ın öyle bir ismi vardır ki, “en zor zamanlarda hızır gibi yetişen” demektir. bu isim evrende hem öyle sıkışık durumların ortaya çıkmasını hem de sıkışmış olan o kimseye hızır gibi yetişilip kurtarılmasını ve feraha çıkarılmasını icap ettirmiştir. daha bunun gibi binlerce mana vardır.
(…)

 isnetus 22.05.2021 11:50

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram, twitter ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu