Tanrıcı Anlayıştan Niçin Kurtulmalıyız 1
Tanrı konusundaki formülasyonumuz şudur: ego, dahili bir tanrı; tanrı, harici bir egodur.
farkında olalım olmayalım, tanrıcı bir anlayış ilkel bir zihne işaret eder. zahiren yaşayış olarak ne kadar ileri olsalar da, insanların çoğu ruhen ilkel afrika kabileleri seviyesindedir.
ilkel kabilelerde insanlar taştan, ağaçtan yapılmış tanrılara taparlar. onlara adaklar sunarak isteklerine ulaşmaya, korktuklarından emin olmaya çalışırlar. tanrıcı anlayış sahipleri de böyledir. onların tek farkı, tanrılarını ağaçtan, taştan değil hayalden imal etmiş olmalarıdır. çok sıkı yaptırım uygulandığı için tanrılarını ağaçtan, taştan imal edememişlerdir. imkan bulsalar kesinlikle onu da yaparlardı. muhyiddin-i arabi hazretleri net olarak söyler: ariflerden başkası, hayalindeki tanrıya tapar…
işte bu noktada. hz. İbrahim şuuruyla donanmamız ve tanrılara tevhid baltası ile girişmemiz gerekiyor. sonra o baltayı en büyük putun(benlik) boynuna asmamız lazım.
bakın kelime-i tevhid dahi bize bu şuuru empoze eder:
lâ ilahe= ilahlar/tanrılar yoktur.
illallah= ancak allah vardır.
nefy gerçekleşmeden ispat da gerçekleşemez. yani tüm tanrılar imha edilmeden, kalpten çıkarılmadan, allah’ı bulmak mümkün olmaz. tasavvufi bir eserde görmüştüm: eski ümmetlerden birinde bir zenci varmış. kelime-i tevhid’i söylediğinde bembayaz kesilirmiş. işte o mübarek zat, nefyi de ispatı da hakkıyla gerçekleştirebilen bir kimseymiş besbelli ki…
tevhidin tefekkürdeki karşılığı, kısmen ateistlerin haline benzer. taklidi değil ama şuurlu bir ateist, “lâ ilahe” demeyi başarmış ve tanrıdan, tanrılardan kurtulmuş kimsedir. bir yönden hakikate parmak bastığı için de onun ekmeğini yemektedir. zira evrensel düzene uygun düşen kimse, uyum sağladığı noktada ödülünü alır; ters düştüğü noktada ise cezasını çeker.
batı medeniyeti de topyekün anlayış olarak “lâ ilahe” demektedir. malumunuz üzere “bilimsel pozitivist paradigma” dinsiz, tanrısız bir dünya görüşüdür ve yine malumunuz olduğu üzere, dünyadaki tüm tanrıcı anlayışlara galebe çalmış, onların üzerinden silindir gibi geçmiştir; çünkü hak olan içeriği tanrıcı anlayışlardan yüksektir. yüksek olmasaydı galip gelemezdi; çünkü bâtıl, hakka galip gelemez; ancak hak olan bâtıla üstün gelir. mesela birinin hak olan içeriği %5 ise, diğerinin %7’dir…%100 hak olan içerik, insan için mümkün değildir. şah-ı nakşibend hazretlerinin sözüyle: mutlak tevhid mümkün değildir…
ancak şunu da ilave edelim ki, batı medeniyeti hakikatin ancak bir kısmına erişip(lâ ilâhe), diğer kısmına(illallah) ulaşamadığı için tek gözlü deccal hükmündedir. deccal kezzaptır yani yalancıdır. o insanlara hakikatin sadece bir kısmını sunarak kandırmaktadır. diğer kısmından ise perdelemektedir.
bir materyalistin evrenini düşünün: hiçlikten çıkıp yine hiçliğe giden, cansız, mekanik bir evren. bizimki de öyle…tek farkı, bizimki hiçlikten çıkıp hiçliğe gitmiyor ve evrenimiz cansız şuursuz değil…
not: bu noktada panteizm veya vahdet-i vücud’la gelmeyin bana. zira iki görüşten de uzağım. güneşin aynadaki aksi ile güneşin kendisi farklı farklı şeylerdir. ayna sarhoşluktan dolayı “ben güneşim” dese bile, gerçekte güneş falan değildir. ayna aynadır, güneş güneştir. insan mikro ayna, kainat makro aynadır….
“enel hak” ve “heme ost” değil (ben hakkım, her şey o’dur)
“hüvel hak” ve “heme ez ost” (o haktır, her şey o’ndandır)
bu da balta yapımı:



