KuranAkıl- ÜstbeyinEsma-ül Hüsna ve TecellileriHakikatİnsan-ı KamilKalp - Altbeyin

Kur’anı Kerim’e Her İsteyen Elini Süremez

Ve hak, inanılan suretlerden herhangi bir sûrette tahavvül edip (değişip başka hale girip) tecellî ederse, belirirse, kalp onu tanır ve kabul eder ve hakk’ı bir sûret-i mahsûsayâ (belli bir surete) hasretmez (kısıtlamaz, hapsetmez). 

onun için hak teâlâ kur’ân-ı kerim’de: “kur’ân’da akıl sâhibi için pend (nasihat) vardır” demedi. çünkü akıl bağdır ve ıtlak (kayıtsızlık, hür olma, sınırsızlık) ve irsâlden (salıvermekten, serbestlikten) men’ ettiği için ona “ıkâl” (bağ, köstek) demişlerdir. 

nitekim aklın şânı, takyîd (kayıt, bağ) ile hükmetmekten ibâret olur. ve nefsinde hasr (darlık, kısıtlanmışlık) kabûl etmeyen emr-i ilâhî’yi zihin gücü, kendi bakış açısı doğrultusunda hasreder, sınırlar. halbuki hakîkat, nefs-i emirde (gerçekte) hasrı (darlığı, kısıtlanmayı) kabul etmez ve takyîd (kayıtlılık) ile ıtlâktan (kayıtsızlıktan) mutlaktır (kurtulmuş, hür, serbestir). 

velâkin sûretler içinde dönen “kalp”, genişliği hasebiyle hakk’ı bir vasıf ve sıfat ile kayıtlamaz. ve insân-ı kâmilin kalbi bütün esma suretlerinin hepsinin aynası olduğundan, hakk’ın vücudunun kalbidir. 

imdi aklın şânı takyîd (kayda şarta bağlamak) ve kalbin şânı ıtlâk (serbestlik, kayıtsızlık, sınırsızlık) olunca, 

*****kur’ân-ı kerîm, eşyâyı(varlıkları) akıl ile idrâk etmek isteyen kimseler için öğüt ve nasîhat değildir.****

işte her şeyi akıllarıyla idrâk etmek isteyen ulema-i rüsum(kuru akılcılar) ile filozofların, ehl-i kalp olan ulemâ-i billâhı (allah’ı allah ile bilen âlimleri) inkâr etmelerinin sebebi budur.

ve onlar ashâb-ı i’tikâdâttır ki, bazısı bazısını tekfîr(kafir saymak) ve bazısı bazısını lanetler. halbuki onlar için nusret(yardım) eden yoktur. zîrâ i’tikâd olunan ilâh için, diğer i’tikâd olunan ilâh hakkında bir hüküm yoktur.

ya’nî akıl sâhibi olan ashâb-ı i’tikâdât (belirli inançtakiler) birbirini beğenmediklerinden tekfîr (kâfirlikle) ve tel’în ederler (lanetlerler). zîrâ, her birisi kendi itikâdınca hakk’ı bir türlü tasavvur edip o sûrete hasretmişler, kısıtlamışlardır.

tabii olarak birinin tasavvuru diğerininkine uymaz. nitekim aralarında dâima ihtilâf zuhûr eder. hal-buki onların kendi îcatları olan, düşüncelerinde, yaratmış oldukları hayali ilahları tarafından onlara yardım gelmez. zîrâ o inandıkları, o akıl sâhiplerinin kendilerinin icadı olan bir takım sahte ilahlardır. 

ve onlara yardım eden olmaması dahî, bir inancın diğer inanç üzerinde etkisi olamamasındandır; zîrâ ikisi de uydurma ilahtırlar ve birbirinin zıddıdır ve sahtelikte eşittirler. dolayısıyla sahiplerine yardım edemezler.

(füsus-ül hikem, muhyiddin-i arabi’den)

isnetus 10.01.2014 19:35

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu