Şu dünya acılar üzüntüler yurdudur.
hemen her gün hepimiz nelere şahit oluyoruz biliyorsunuz.
tipik bir insan böyle durumlara şahit ola ola gittikçe duyarsızlaşır; çünkü merhametin yükünü taşıyamaz ve kalbini katılaştırmakla ve koparmakla tepki verir.
bir kısım insan ise bilhassa hayvanlara karşı abartılı şefkat gösterilerine girişir. ancak bunların merhamet ve şefkati düpedüz hastalıktır. onlara ufacık aleyhte söz söyleyin de görün, onlardaki merhamet ve şefkati…bir anda canavar kesilirler….
kimi kalbini katılaştırarak, kimi de mecrasından sapmış ve hastalıklı bir merhamet duygusu ile cevap veriyor bu dünyanın acılarına…
esasen emmare seviyesindeki şuurun yapacak başka bir şeyi yoktur. yaşı ilerledikçe kalbi katılaşacak ve kurtlaşacaktır. benliğin bedene endeksli olduğu noktada kişi önce kendini, sonra da yakınlarını düşünecek, geri kalan insanlar veya sair mahlukat ölmüş kalmış umrunda olmayacaktır.
rahman(merhametli) ve rahîm(şefkatli) isimlerine mazhar olanların durumları ise farklıdır. onlar bu esmaların yeryüzü temsilcisidirler ve ona göre davranırlar.
ama biliyorsunuz insan sınırlı bir varlıktır. kalbimiz dünyaları kapsıyor; ama elimiz iki metre ötesine ancak ulaşıyor. kudretimiz, merhamet ve şefkatimizin gereğini yerine getirmekten yana çok çok yetersiz.
o zaman öncelikle kendimizi sıkmadan elimizden geleni yapmakla yetiniyoruz. elimizden bir şey gelmiyorsa da güzel bir niyet ve dua ile karşılık veriyoruz hadiselere. bizim elimiz her olaya her duruma yetişmeyebilir; ama mutlak kuvvet ve kudret sahibi olan allah var. onun kudret eli her yere yetişir. öyleyse dünyanın acılarına dua ile karşılık verip kalbimizi katılaşmaktan korumuş oluyoruz.
evet her şey ondan ve o’nun takdiriyle cereyan ediyor; ama biz beşer olarak muhtaçlara yardım etmek zorundayız. hepsi allah’ın takdiri diye duyarsız kalmak beşer rolüne yakışmaz. bunlar ayrı seviyeler. senarist, oyuncunun birine acı çekmeyi yazmışsa, filme dahil olan oyuncu acı çeken kişiye kayıtsız kalamaz; ama içten içe de bilir ki, bunların hepsi senaryo gereği…



