Ateistlerin Sürekli Delil Karartmaya Çalışması
Dostum sendeki bu ateistleri imana getirme gayretkeşliği nedendir biliyor musun?
sebebini söyleyeyim: içindeki vesvese…
içinde sürekli inkar yönünden esen bir vesvese rüzgarı var. kalbini allak bullak ediyor. sen de o vesveselere cevap verme ve bastırma bâbında ateistlere sarıyorsun.
ancak yanlış yapıyorsun; çünkü vesvese senin nefsinin ve şeytanının, yani karanlık yönünün fısıltılarıdır. vesvese ile baş etmenin yöntemi ona cevap vermek, karşılık vermek değildir. zira karanlık yön, tıpkı bir arı kovanı gibidir. ona çomak soktukça arılar daha beter azarlar ve daha beter sokarlar.
bu nedenle vesveseye hiçbir şekilde karşılık verilmez. sanki hiç duymamış gibi yapılır. ona dikkat yöneltilmez. zira neye dikkat kesilir ve teveccüh edersek, ona enerji vermiş ve onu şarj etmiş oluruz. onu güçlendirerek daha beter başımıza bela ederiz. hiç ilgilenmemek ise onların enerjisini keser, gittikçe cansızlaşmaya ve zayıflamaya başlarlar. o yüzden senin dikkatini çekmek ve karşılık vermeni sağlamak için bilhassa hassas noktalarına ve damarına basarlar.
buna rağmen yapılması gereken şey, vesvese ile ilgilenmemektir. sana en iğrenç, en korkunç şeyleri söyleseler bile yapılması gereken şey onları hiç kâle almamaktır. vesvese ile baş etmenin yöntemi ancak budur.
diğer yandan dostum, bu ateistlerin çoğunun o yolu niçin tuttuğunu biliyor musun? aslında onlar ateist falan değil, sadece “anti-dinci”. din adına yapılan o kadar çok garabete şahit olmuşlar ki, ister istemez bu reaksiyonu vermek zorunda kalmışlar. kısacası onların o halde olmasının sebebi dahi sensin. bu nedenle aslında yapmamız gereken şey, onla bunla uğrşamak değil, kendimize çeki düzen vermektir. o da kolay bir iş değil ne yazık ki…
ve dostum son olarak sana şunu söyleyeyim: “rab” terbiye eden, yetiştiren, öğreten demektir. tüm kullar için geçerlidir bu esma. rab esması her an varoluşta hükmünü yürütür. kim hangi aşamada ise ona göre terbiyesini verir. senin herhangi bir endişeye kapılmana ve zoraki müdahaleler yapmana gerek yoktur. zaten en büyük öğretmen, baş öğretmen el an iş üstündedir.
sonuç: duymaya layık olana, gerekirse taşlar bile dile gelip hakikati anlatırlar. marifet, layık hale gelebilmektir. layık olmayana ise ne anlatırsan anlat boştur. bir kulağından girer, diğerinden.



