Nübüvvet vs. VelayetGölge vs. AsılTasavvuf (Seyr-i Süluk)

Nur Cemaati 1

Ben aslen bu makale’de nurcu ekolün aslını esasını tetkik etmeye çalışacağım. gelmiş geçmiş en büyük hakikat erbabından biri olan imam-ı rabbani’nin ilmi ışığında.

“eserden müessire, mahluktan yüce sultan hakka istidlal, zahir ulemanın meşguliyetidir. aynı zamanda bu meşguliyet, rasihun ulemanın da meşguliyetidir. bu rasihun ulema, enbiya varislerinin kâmilleridir.”(462.mektup)

evet imam-ı rabbani hazretleri bu mektupta tam da nurcuların yapmaya çalıştığı şeyi anlatıyor. yani Allah’ın yaratıkları üzerinde tefekkür ederek, onların yaratıcısını tanımaya çalışmak, resmi inceleyerek ressam hakkında bilgiye ulaşmak usulünün hem zahir alimlerin, hem de peygamber varisi ve en yüksek hakikat ehli olan “derin alimlerin”(ulema-i rasihun) işi olduğunu beyan ediyor.

zahir alimi bildiğimiz akıl ehli, mürekkep yalamış zatlardır. “derin alimler” ise hakikate yaşantı yoluyla ulaşmış ve Allah’a ermiş bilginlerdir. “derin alimler” tasavvuf ehlinden daha yüksek mertebelidir.

“rasihun ulemaya gelince… velayet kemalâtı derecelerini kat etmişlerdir; asaleten enbiyaya has olan devlet makamına da ulaşmışlardır.

yine bunlar, eserden müessire istidlal ederler. amma müşahedelerin ve tecellilerin husulünden sonra. bu yolla, hakiki müessire yakine dayalı iman kazanırlar.”

“derin alimlerin”, zahir bilginlerden farkı tasavvuf yolunu aştıktan sonra tefekkür yoluna girmelerinden kaynaklanıyor. 

peki neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorlar? zaten tasavvuf yolunu bitirmişler, göreceklerini görmüşler. böyle zatların delille ve ispatla ne işi olur?

“bunlar, işin sonunda bilirler ki, kendilerine tecelli edip müşahede yollu ne gelir ise, matlubun zılâlinden bir zılâl olup nefye ve iman edilmemeye müstahaktır.

şuna da yakin hasıl ederler ki, keyfiyeti belli olmayana iman, bu yerde istidlal olmadan müyesser olmaz. çaresiz olarak, istidlale geçip matlub zatı, zılâl hailiyeti olmadan talep ederler.”

sebep neymiş?

tasavvuf yolundan elde edilen hakikat, hakikatin aslı değil gölgesi imiş!

bu zatlar gölgeden kurtulup asıl mertebesine yükselmek için zorunlu olarak böyle bir yol tutuyorlarmış.

“o makam ki, zahir uleması ilmi oraya ulaşır; bu büyüklerin kendileri mahabbet cezbeleri ile cezbeli olarak oraya ulaşır. kendilerine, keyfiyeti belli olmayan bir manada ittisal hasıl olur.

üstte anlatılan fark, ancak mahabbet yolundan gelmektedir.

her kim ki mahabbet ehlidir; mahbubun gayrından kopup onunla ittisal eder. bir kimsede mahabbet yok ise, ilimle iktifa eder; bunu da bir ganimet bilir”

burada iki tayfa arasındaki farkın ayrıntılarına giriliyor.

eğer eserden müessire giden yolda çalışan kimse muhabbet ehli ise niteliği meçhul bir şekilde Allah’a erebiliyor. ama onda muhabbet yoksa sadece ilim sahibi oluyor.

evet nurcuların içinden pek azı, belki milyonda biri, o yüksek mertebeye ulaşabiliyor(yaratılıştan gelen muhabbet çekimi ile) diğerleri sıradan birer ilm-i kelamcı(müslüman felsefeci) olarak kalıyorlar.

ya işte böyle sevgili nurcular!

fazla böbürlenmeyin, “biz velayet-i kübra ehliyiz” falan filan, diye.

yoksa birileri gelir böyle ipliğinizi pazara çıkarıverir.

isnetus 30.04.2015 14:29 ~ 17:15

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu