Evde Kalmış Kadın
Yanlış bilgi…evlenmek istemiyor demek ki, neden?
“hiç bir şey, evlenmek isteyen bir kadın ve susuz kalmış bir deve
kadar kararlı olamaz” (bir eskimo atasözü)
hep kadınlar mı tacize uğrar, hayır bazen erkeklerde tacize uğrar.
size başıma gelmiş bir taciz olayını anlatmak istiyorum.
anlattıklarımın hepsinin doğru olduğuna emin olabilirsiniz.
evimde mutlu mesut bir şekilde stephen hawking’in kitabını okuyor diğer
taraftan da evrenin büzülerek mi sona ereceğini yoksa genişleyip
sonsuz entropiye erip mi sona ereceğini kafamda tartıp diğer taraftan
çay içerken birden cep telefonu çaldı. Allah kahretsin neden
kapamadım bu nalet aleti. bütün güzel ve büyülü zamanları böyle
bozuyor. tam telefonu açacakken kapandı. ekranda bilmediğim bir
numara. bir de bunlar çıktı, arayıp sizin aramanızı bekleyenler.
neyse insan merak ediyor tabii. aradım. karşımda bir kadın sesi çıktı,
yanlış numarayı aramış, özür diledi. bende estağfurullah önemi yok
iyi günler dileyip kapadım. tekrar huzur içinde stephen hawking
kitabıma döndüm. her halükarda bir 10 milyar yıl sonra evrenin yok
olacağı sonucuna vardığım için oldukça mutluydum. aradan bir 10
dakika geçmeden bir mesaj geldi (bir de mesaj olayı var yani). çok
nazik ve kibar bir beymişim, sesimden öyle anlaşılıyormuş (beni bir
de amerikan beyzbol liginde görse). ben de teşekkür ederim diye bir
mesaj gönderdim.
tekrar kitaba döndüm fakat mesajlar moğol atlıları
gibi gelmeye başladı. ne iş yapıyor muşum? mühendisim. evli miyim?
hayır bekarım. kaç yaşımdayım? 34. nasıl olurda şimdiye kadar hiç
evlenmedim. kısmet. doğru mu söylüyorum. evet niye yalan söyleyeyim
ki? (belli bir yaşta olup da bekar olmak sanırım çok garipsenen bir
şey yurdum insanı tarafından). ben bu mesaj trafiğinden sıkıldığım
için pazar günü bir kahve içmeye gidelim dedim. hayatımda kimseler
yoktu, neden bir kahve olmasındı. belki de hoş bir kadındı. bir
kahveden ne çıkar ki iki tane içerseniz uykunuz kaçar ama. kabul
etti.
buluşmamıza kadar geçen günlerde sürekli olarak bana gerçekten evli
olup olmadığımı ya da dul olup olmadığımı soruyordu. namusumla bu
kadar ilgilenene bu hatuna bir şaka yapmaya karar verdim ve bir yalan
attım. evet evlenmiştim. karım üç yıl önce kanserden ölmüştü
(trajedi) ve ben kızımla birlikte yaşıyordum (bu resimdeki melek
yüzlü kadın kim baba, o senin annen yavrum şeklindeki repliklerle
mutlu bir şekilde yaşayıp gidiyorduk sevgili kızımla) (ediz hun
tripleri).
aman allahım. sezon sonu indirim yapan mağazaya doluşan
kadınlar gibi, bir anda cep telefonuma küfürler yağmaya başladı. bir
kadının küfür arşivi bu kadar geniş olabilir mi? annemin ve rahmetli
babaannemin hatırını iyice bir sordu. hah dedim. işte seviyeni belli
ettin hadi bye. kurtulduğumu zannediyordum. ama nerdeeeeee! ertesi
gün mesajlar başladı. aslında çok sinirlenmiş bana bir şans daha
vermek istiyormuş (iyi de şans isteyen kim? bir şans daha olsun diye
sorduğumu hatırlamıyorum), gazetelerin ekstra kuponları gibi şans
vermeler sürekli artıyordu. hayır diyorum, buluşmak istemiyorum. yok
istiyor muşum da kendim bilmiyor muşum? (bu da çok iyi). her gün 10-
15 tane mesaj hayatımı cehenneme çevirdi. bu işkence neredeyse bir
hafta sürdü.
allahım insan görmediği bir adama bu kadar tacizde bulunabilir mi?
ben çirkin değilim tamam, ama yakışıklı hiç değilim, beni bu kadar çekici
kılan ne? ayrıca yüzümü bile görmedi. sanırım şu iki kelime her şeyi
açıklıyordu: bekar. mühendis. kendimi bir av gibi hissettim.
kadınlara hak veriyorum, bu gerçekten berbat bir duygu. pazar günü
bisikletle deli turumu yapıp eve dönerken (oldukça keyifli bir turdu,
iki köpek kovaladı ve bir tane çukurdan zor kurtuldum) yine bir
mesaj. yok kaçarım yoktu. illa buluşacaktım ve illaki bu hatunla
evlenecektim. yoksa bana dünyayı dar edecekti. tamam dedim.
buluşalım. şu saatte şurada ol.
eve gittim. hemen bir duş alıp arabaya atladım. tarif ettiği gibi biri çıktı, ama çok güzel hiç
değildi. idare ederle güzel arasında bir şeydi. çok sevdiğim güzel
bir cafe’ye gittik. özür dilemesini falan beklerken ellerime baktı ve
neden tırnaklarımın uzun olduğunu sordu, erkek hiç tırnak uzatır
mıymış? ya, gitar çalıyorum, bak sol elimde tırnağın t’si yok. yok,
erkek dediğin kadir inanır gibi olacakmış. o sert erkekten
hoşlanırmış. ya biz yumuşak erkek miyiz? bizim de kendimize göre sert
yanlarımız var…
yok, yok olmayacak. kafamdaki 666 yazısından kan sızmaya başladı (iyi
bir korku filim seansı olabilir). içimden allaaaahhhhhhhhhhhh
dedim. tutmayın beni, daş yok mu daş? yoktu etrafta daş yoktu.
sevimlice gülümsedim ve neden kahve içmiyorsun, ben iyi fal bakarım
dedim. hiç bir kadın fala hayır demez. o da tamam dedi. ben oldukça
güzel bir fal baktım. meslek sırlarımı size sonra anlatırım.
kadın şaşırdı. nasıl oluyor da böyle güzel fal bakıyorsun dedi. işte
beklediğim soru buydu. şey dedim, çekinerek. gizli bir sırrımı açar
gibi. ben cinliyim dedim. kadın ürktü ama meraklandı? nasıl? diye
sordu merakla. valla ben de bilmiyordum. ablam için hocaya
gittiğimizde başlarında erkek olarak ben de vardım fakat hoca beni
görünce oracıkta bayıldı (meğer hocayı bayıltan cinmiş). meğer ben
cinliymişim. bir dişi cin bana aşıkmış 10 yıldır (Allah’ım, vahşi bir
çekiciliğim var dişi cinler bile bana aşık). hem de deliler gibi ve
çok kıskançmış. bu kadar şanslı olmamın sebebi oymuş. ama hangi
kadına ilgi duysam o kadının başına belalar getiriyormuş. zaten bir
sevgilim benimle çıkar çıkmaz arabasıyla takla attı, bir diğerinin
babası iflas etti, hasta olan hala hastanede yatıyor. şimdi anladın
mı neden evlenmediği mi? dedim bir kader kurbanı olarak.
kadın bana çekinerek baktı. ben birden durdum, “- aman tanrım o
burada, o burada, sana zarar vermesini istemiyorum çabuk benimle
birlikte dua oku” dedim ve ellerimi açıp lüks cafenin içinde dua
okumaya başladım. kadın hiç tereddütsüz beni takip etti. ikimiz huşu
içinde dua etmeye başladık. duayı bitirip havaya üflediğimde güvenli
bir alan oluşturmuştum. kadın da aynısını yaptı. etraftakiler ve
garson kızlar bize garip, garip bakıyordu. hiç önemli değil. intikam
baldan tatlıymış. kadın bana çekinerek “üniversitede çok okuyup
okumadığımı sordu” (sanırım bu adam sıyırmış dedi içinden). evet
dedim çok okudum. gizli ilimlerde oldukça yol aldım.
neyse sonra onu evine bırakmayı teklif ettim. kabul etti. arabaya
biner binmez bir gaz, bir fren, bir sollama bir sağlama içi dışına
çıktı. inerken “hep böyle sert mi araba kullanırsın diye sordu “
bende , “erkeğin evdeki ve direksiyon başındaki davranışı aynıdır”
dedim sırıtarak. “eğer geceleyin içine sıkıntı basarsa bil ki odur,
seni rahatsız etmek istiyordur. dua oku öyle yat!” diye ekledim.
bir daha hiç aramadı.
(iktibas/mehmet emin arı)



