İnsan Anüslü Bir Tanrıdır
Ezeli çelişkidir bu.
insanoğlu bir yandan ilahlık taslar; ama ilahlıkla asla bağdaşmayacak düşük özelliklerin, zavallı hallerin onda mevcut olduğu da apaçık ortadadır.
belki kimileri, “ilahlık taslamak da nereden çıktı? ben hiç ilahlık iddia etmedim ki” diyebilir. ilahlık taslamak için illa “ben tanrıyım” demek gerekmiyor.
allah vardı ve onunla beraber hiçbir şey yoktu.
yokluk aynasında bir suret belirdi.
ve o yokluk aynasına bakınca kendini gördü.
işte o surete kainat adı verildi. kainat hakkın kendisi değildir; onun aynadaki görüntüsüdür.
yoklukta belirmek demek, allah’taki özelliklerin veya sıfatların yokluk ile sınırlanıp belirecek hale gelmesi demektir. zira mutlak, sonsuz bir özellik asla bilinemez ve anlaşılamaz. mesela mutlak, sonsuz bilgiyi anlayamayız. anlamak için bilginin sınırlanması gerekir ki, bu yokluk ile karışması anlamına gelir. böylece cehalet dediğimiz zıt kutup da ortaya çıkmış olur.
cehalet veya yokluk ile bilginin çeşitli oranlarda karışması sonucu bilgide mertebeler oluşur. az bilen , çok bilen diye seviye seviye bilenler ortaya çıkar. biz de bu arada bilgi nedir , cehalet nedir bilmiş oluruz. halbuki mutlak bilginin olduğu yerde sıfır cehalet vardır. o noktada bizim bir şey bilmemiz söz konusu olamaz. bilgi için verdiğim bu örneği, siz tüm ilahi isimler için çoğaltabilirsiniz: güç, kudret, güzellik, hikmet, adalet vs…
buradan nereye mi gelmek istiyorum?
allah var ve onun isimlerinin çeşitli derecelerde ayna görüntüsü olarak hayali bir açığa çıkışı var. kainat, tüm varlıklar, insan böyle oluşuyor. hepsi ilahi isimlerin belirimi, başka bir şey değil. hepsi hakka ait ve bağımsız varlıklar değil.
bizler ise “ben” diyerek, kendimizi bağımsız güç sahibi varlıklar olarak ortaya koyuyoruz. o da yetmiyor, “benim” diyerek, allah’ın mülkünü de aramızda pay ediyoruz. işte bu ilahlık iddiası oluyor.
niçin “bismillah” deriz, biliyor musunuz?
oradaki “b” maiyet, beraberlik belirtir. günlük bilincimizde ister istemez bağımsız bir varlık gibi yaşarken, bismillah dediğimiz anda birden bir sihir devreye giriyor ve bilincimiz değişiyor. “ben yapmıyorum, hatta ben dahi yok. her görünüm altında yapan eden yalnızca hakk’tır” idrakı aktive oluyor. işte besmele bunu sağlıyor.
peki her besmele çeken için bu gerçekleşiyor mu?
maalesef ki gerçekleşmiyor.
bu sihirli dönüşümün olabilmesi için kişinin süluku veya en azından cezbe seyrini tamamlamış olması ve hakkın huzuruna çıkmış olması gerekiyor. diğerlerinin çektiği besmele sadece dilin ses çıkartmasından ibaret kalıyor. zira karanlık bir altbeyne çarpan besmele kelamı, bir etki meydana getiremiyor.



