Hz. Osman hakkındaki videosuna baktım bir kaç gün önce. sinirlerim tepeme çıktı resmen.
tamam çok bilgilisin, bizim haberdar dahi olmadığımız kaynakları okumuşsun; ama nerde tefekkür? nerde o bilgilerden soyutlama yoluyla genel hükümler çıkarmak?
sen o kadar kaynak tara, o kadar okuma yap, sonra dağ fare doğursun…neymiş!…hz. osman çok kötü biriymiş; zulmediyormuş; sonra belasını bulmuş…diyebildiği hepi topu bu işte…
600’lü yılların arap toplumundan bahsediyoruz burada. insanlık bilginin ve üstbeynin sürekli gelişimi sayesinde o zamandan bu yana, zâhir boyutu itibariyle, büyük gelişim kaydetmiştir. bugünkü gelişmişlik düzeyimiz ile o devri yargılamak insafsızlıktır.
“islam niçin köleliği kaldırmadı?” diyenlerin soyundan geliyor bu da…hadi elinden geliyorsa, günümüzde modern kölelikten başka bir şey olmayan işçiliği kaldır da görelim!
bu işler iradi değildir dostum. neyin kalkacağını, yerine neyin geleceğini tarih içinde sürekli gelişen ve ilerleyen ekonomik altyapı ve onun oluşturduğu sosyoloji belirler. tabi ben böyle söyleyince bu sefer, “ama tanrı neci o zaman!” diye kendi çarpık tanrı ve evren algını ileri süreceksin. belki de tanrının iradesi bizatihi doğanın işleyişinde yatmaktadır, bir de öyle düşün…belki tanrı doğa yasalarının ve matematiğin diliyle konuşuyordur…tahtında oturmuş etrafında pır pır melekler uçuşan aksakallı tanrı hayalin var ya senin…belki de çocukluk aşamasında kalmış bilinçaltının bir kurgusudur o.
sonuç:
1. sahabenin nefsi peygamber efendimizin sohbetinde emmarelikten* kurtulmuştur. ancak bu temizlik altbeyin itibariyledir. her bir sahabi altbeyin itibariyle değişik ayarlarda altın hükmündedir. peygamberin huzuruna, ona tam inanmış olarak çıkan kimseye peygamber efendimizin nuru derhal akseder ve o kimsenin nefsi 100 bin voltluk elektrik ile çarpılmış gibi olur. altbeyinde altınlaşma süreci başlar. sürecin hızı, ilgilisinin günahtan kaçınmasına, ibadetine ve gayretine göre değişir.
2. sahabe, üstbeyin ve toplumsal hayat konusunda ise yaşadığı devrin gelişmişliğine ve sosyolojisine tâbîdir. onlardan bugünkü anlamda siyaset ve yönetim felsefesi beklemek mümkün değildir.
3. peygamberin vefatından itibaren nübüvvet nuru tesirini kaybettikçe, içinde yaşanılan devrin sosyolojisi kendini göstermeye başlamış ve yönetim gittikçe daha çok kabile asabiyetine* dayanmak zorunda kalmıştır. zira toplumda genel bilinç düzeyi düştükçe daha cebri yöntemler kullanmak icap eder. en sefih toplumları ise diktatörlükten başkası paklamaz.
“ama kabilecilik çok kötüüüü!” diyeceklere…günümüzdeki milliyetçiliğin de ondan daha iyi sabıkası yoktur…elinden geliyorsa hadi kaldır milliyetçiliği de görelim…



