
Yahudi Kral ve Hilekar Veziri
Mesnevide anlatılır,
bir yahudi kralı ve veziri varmış.
yahudi kral hıristiyanlara,
işkence edip, onları asarmış.
bu yüzden hıristiyanlar olmuş,
gizli hıristiyan.
vezir demiş, “kralım bir yol var,
kurtulmak için onlardan”.
“adamların elimi kulağımı kessin.
hıristiyanlar, ne zalimmiş o kral desin.
böylece onlar beni benimsesin.
onlar “bu da gizli hıristiyanmış desin”.
sonra demiş vezir,
“ey yüce kralım,
aralarına fitne sokup,
onları birbirine kırdıralım”.
kral demiş, “tamam vezirim.
bu işte vardır sana iznim”.
eli, kulağı kesik bir halde vezir.
hile gereği asılmaktan kurtulup da,
salıverilmiş, olmuş hür.
hristiyanlar arasına girer girmez vezir,
başlamış anlatmaya bir bir.
“bu devir isa devridir.
bu yüce dinin sırları bendedir”.
tatlı dili ile sevdirmiş kendini.
onlar da sanmış, anlattıkları isa’nın dini.
12 bölükmüş isa kavmi.
her bölük dinlermiş başında ki emiri.
12 emir ona hayranmış.
12 si de ona tam inanmış.
vezir öl dese hepsi hazırmış ölmeye.
sorgulamazlarmış, “bu neden böyle” diye.
vezir 12 sine de mektup yazmış, ayrı ayrı.
hepsi de biribirine zıt, birbirinden ayrı.
bir mektubun ak dediğine, diğeri diyormuş kara.
hepsi hazırlanmış yanlış fikirler doldurmak için kafalara.
vezir bir ara yalnızlığa çekilmiş.
sevenleri ağlayıp sızlayıp, iç çekmiş.
demiş “ruhum sizlerle ama.
çıkma izni yok bana”.
sonra çağırmış 12 emiri tek tek.
vermiş mektupları ayrı ayrı her birine.
isa’nın gerçek dini bunda yazılı diyerek.
eklemiş diğer mektuplar hurafe.
demiş her birine, benden sonra sensin halife.
vezir hilesi uğruna,
öldürmüş kendini,
bir süre sonra.
yas bitince hemen,
12 emir demiş “mektup aldım vezirden,
vasiyeti gereği halife olacağım ben.”
12 kavim düşmüş birbirine sonunda.
ölmüş vezir hilesi uğrunda.
(şiir, fatih lütfü aydın’a ait)
not: tahir-ül mevlevi, hikayede geçen yahudi vezirin aziz pavlus‘u çok andırdığını söyler. ancak ben bu yaklaşımı pek doğru bulmuyorum. mesnevi her şeyden önce kişinin iç dünyasındaki gelişimi tasvir eder. şuurun yükseliş basamaklarındaki seyahatini ele alır. insanın iç dünyasının elbette dış dünyada da karşılığı vardır. bu yüzden mesnevi hikayeleri ile dış dünyada da bir takım paralellikler olması doğaldır. ancak bunlar kasti değildir.
bu çerçevede benim yorumum: yahudiliğin musa dininin nefs ve şeytan eline düşmüş hali olması gibi; hristiyanlığın da isa dininin nefs ve şeytan eline düşmüş hali olduğu şeklindedir.
şuurun basamakları:
1. ibrahim-nemrut = afaki tevhidin idrakıdır; yani varoluşun aslen bir ve tek bir yapı olduğu ve hakka ayna olduğunun sezilmesidir. belirli formlara(putlara) imtiyaz verilmesinden vazgeçilmesi söz konusudur. günümüzde insanların ezici çoğunluğu ibrahim şuurundan dahi çok uzaktır ve el an putlara tapmaktadır. bunlar bir takım lider kültleri, çeşitli yönden olağanüstü addedilen şahıslar veya hayalde yontulup tapılan tanrı imgesi olabilir. nemrut, şuurun bu aşamadaki karanlık yönünü simgeler.
2. musa-firavun= enfüsi tevhidin idrakının başlamasıdır. yani kişinin kendi içinde hakkın tecellisini görmeye başlamasıdır. bu tecelliyi ego sahiplendiği anda kişi kendinin ilah olduğunu iddia etmeye başlar ve firavunlaşır.
3. isa-deccal= enfüsi tevhidin kemal noktasına ulaşmasıdır. bu ilim ego tarafından ele geçirildiğinde deccal ortaya çıkar. deccal, firavunun tam sürümü gibi bir şeydir ve gücü firavundan çok çok fazladır.
dikkat edersek şuurun her bir basamağında yeni bir ilim ortaya çıkıyor. eğer bu ilim egonun eline geçer ve ego yeni ilmi tahtını korumak hatta muhkemleştirmek için kullanırsa karanlık yüze geçilmiş oluyor.
12 rakamı ise nefsin 7 tezkiye ve kalbin 5 tasfiye makamına işaret etmektedir. zira şuurun genel olarak bu sayılarda makamları olduğu gibi; ayrıca her bir şuur mertebesinde de iç kademeler olarak 12 makamı vardır. ancak biz genelde tasfiye makamlarına değinmez ve “şuurun 7 mertebesi vardır” der geçeriz.



