İman ve İnkarTasavvuf (Seyr-i Süluk)

Akıl ve İman

Bundan uzun yıllar önce inandığım her şeyi akılla ispat etme sevdasına düşmüştüm. descartes gibi “evet ben buna inandım ama ya öyle değilse, nereden bileyim?” septikliği bünyemi ele geçirmişti.

amacım tamamen tarafsız bir şekilde pozisyon alıp, delil elde ettikçe yapıyı tuğla tuğla inşa etmekti. en temel bilgiyi bulup, onun üzerine sırasıyla diğer tüm konuları inşa edecektim. niyetim buydu. ancak işler umduğum gibi gitmiyordu bir türlü. allah, peygamber vs. her meseleyi ele alıp sorguladıkça batmaya başladım.

yok olmuyordu… uğraştıkça batıyor ve işin içinden çıkamaz hale geliyordum. bu olay günler boyu sürdü. en sonunda bir girdaba kapıldım. girdap hayalimde canlanır gibi oldu. beni evire çevire içine çekiyordu. boğulmama ramak kalmıştı. derken bir cuma günü birden bir ışık parladı kalbimde ve “kayıtsız şartsız iman ediyorum” deyiverdim. üzerime sükunet çöktü. şuurumun sanki buharın maddeden ayrılması gibi sıyrılıp yükseldiğini hissettim; hatta belki görür gibi oldum.

artık o andan itibaren ben kendi akli kurgularıma iman eden biri değildim. imanı öne almış ve onu kayıtsız şartsız olarak nitelemiştim. sanmayın ki bu noktada akıl iptal oldu. o da kendi seviyesinde fasılasız bir şekilde cevelan etmeye ve üretimini yapmaya devam etti. ancak şuurum onun üretimi ile kendini kayıtlamıyordu artık.

öyle de olması gerekirdi. “iman kayıtsız şartsız olmalıdır” diye aklı ıskartaya çıkarmak ifrat kutbu ise, kendi akli inşasına iman etmek de tefrit kutbudur. istikamet ve orta yol ise aklın kendi seviyesinde çalışmasına devam etmesi ama şuurun yükselip aklın kaydından çıkmasıdır. aksi takdirde dogmatik veya inkarcı olmak kaçınılmaz sonuçtur. mesela dücane cündioğlu şuurunu aklının kaydından kurtaramamış ve her geçen gün ötelere doğru savrulur olmuştur. önceden inşa ettiği akli yapılar da yıkılmıştır.

aklın bu tür vartaları varken, klasik tasavvuf ehlinin ise durumu daha farklıdır. zira klasik tasavvuf ehlinin imanı şuhûdîdir. yani onlar görerek iman ederler. zira durugörü, keşif veya üçüncü göz denilen yetenek ile onlar imana dair tüm konuları görür hale gelirler. şeytanı, meleği, nurları, cinler alemini ve daha nice nice çok acaip ve hayret verici hadiseleri müşahede ederler. haliyle gördüklerine istinaden, “allah ve peygamber doğru söylemiş meğerse” kanaati onlarda çok güçlü bir şekilde hasıl olur. öyle ki, onlardaki iman, teorik akıl sahiplerindeki iman ile kıyas bile kabul etmeyecek kadar yüksek olmaktadır.

ancak dikkatiniz çekerim! klasik tasavvuf ehli dahi kendi müşahedelerinin kaydında kalmak gibi bir durumla karşı karşıyadırlar. her ne kadar müşahede/görüş alemi çok geniş olduğu için dar aklın prangası gibi bir durum söz konusu değilse de, yine de şuurun müşahede/görüş ile kayıt altnda olması vâkidir. şuur/kalp ise hiçbir şeyle kayıtlanmamak gibi bir yükümlülük altındadır.

evet aklın ötesi olduğu gibi, şuhudun da ötesi var… imanın ve aklın daha yüksek mertebeleri ve daha acaip hâlleri var. onu da başka bir yazıda ele alırız artık nasipse…

isnetus 09.08.2020 13:00 ~ 13:10

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram, twitter ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu