
Sevginin şartı yakınlık ve tanımaktır. Allah’a yakınlık peyda etmeden ve marifetullah(Allah’ı bilme) sahibi olmadan Allah’ı sevmek mümkün değildir. peki o zaman “Allah’ı çok seviyorum” diyenlerin durumu nedir?
1- ene(ben, ego), âdet(toplumsal şartlanmalar), tabiat( fizyolojik bedenin dürtüleri) ‘den şuurunu kurtarmış ve arındırmış böylelikle ruhunu arşın üstüne yükseltmiştir. bu kimsede gerçek ve derin bir Allah aşkı vardır. zaten bu muhabbet sayesinde Allah ile keyfiyeti meçhul bir yakınlık sağlamıştır. çünkü kişi sevdiği ile beraberdir.
2. hiçbir arınma operasyonundan geçmeyen kişi, kafasında uydurduğu, hayalden yontulmuş bir ilaha sevgi duyuyordur. bu sevgi heykeltraşın yaptığı heykele duyduğu sevgi cinsindendir. insanoğlu kendi eserini sever. zira, o eser onun istidadının, becerisinin bir göstergesidir.
veya düşük olmakla beraber şu ihtimal de var. günümüzde pek olmaz ama biz gene de ekleyelim. hakikat zedelenmesin…
3- Hz. Musa bir gün giderken bir çobana rastladı. çoban hafif yüksek sesle şu şekilde kendi kendine konuşuyordu:
-ey kerem sâhibi olan tanrım, neredesin ki sana kul kurban olayım. çarığını dikeyim, saçını tarayayım. elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım. yüce rabbim sana taze süt ikram edeyim. bütün keçilerim sana kurban olsun, deyip duruyordu.
Hz. Musa sordu:
-kiminle konuşuyorsun? dedi.
çoban: “yeri göğü yaratan Allah’ımla konuşuyorum” dedi.
Musa çobanı azarladı:
yaptıkların yanlıştır! Allah haşa insan mıdır k!. o’na bu şekilde hitap etmek doğru değildir! dedi.
çobanın dünyası yıkılmıştı. ne yapacağını bilemeden başını alıp gitti, çöllere doğru koşmaya başladı.
biraz sonra Hz. Musa’ya cenab-ı Hak’tan şöyle bir hitap geldi:
-ey Musa senin görevin insanları benden uzaklaştırmak mı yoksa bana yaklaştırmak mı? neden o saf kulumuzu bizden ayırdın? biz söze, dile bakmayız; gönülle ve hâle bakarız!” diyordu.
Hz. Musa çölün yolunu tutarak çobanı buldu ve müjdeyi verdi. dilediğin gibi rabbine seslen dedi… (Mesnevi’den)



