Sevginin kalbe ilk düşmesi ve orada gerçekleşmesine “heva” denilir. bu kelime ‘yıldız kaydı’ anlamındaki “heve en-necm” ifadesinden türetilmiştir. ardından vüdd (meveddet) gelir. “vüdd” sevginin sebat bulması demektir.
ardından “hûb” gelir. “hûb” sevgideki duruluk ve sevenin iradesinden çıkması demektir. böyle bir durumda seven sevdiğinin iradesine göre hareket eder. ardından aşk gelir.
aşk sevginin kalbi sarması demektir. kelime asma ve benzeri ağaçlara sarılan dikenli sarmaşık anlamındaki aşaka’dan türetilmiştir: aşk sevenin kalbini sarar, onu sevgiliden başkasına bakamayacak hale getirerek kör yapar.
sanatkâr sanatını nasıl sevmez ki? biz, hiç kuşkusuz, o’nun sanatının ürünleriyiz. o bizim yaratıcımız olduğu kadar rızkımızın ve maslahatlarımızın da yaratıcısıdır. allah bir peygamberine şöyle vahyetmiştir:
‘ademoğlu! eşyayı(varlığı) senin için; seni, kendim için yarattım. senin için yarattığım eşyada kendim için yarattığım gayeyi telef etme. ey âdemoğlu! şanım üzerine yemin olsun ki, ben seni severim. senin üzerindeki hakkım karşısında, sen de beni sevmelisin.’
sanat özü gereği sanatkârın o işi bildiğini, ona güç yetirdiğini izhar ederken, aynı zamanda sanatkârın güzelliğini, azametini ve büyüklüğünü de ortaya çıkartır. böyle değilse (sanat) kim için, kimde ve kiminle ortaya çıkabilir ki? demek ki bizim var olmamız ve o’nun bizi sevmesi kaçınılmazdır, o bizimle ve biz o’nunlayız.
(muhyiddin-i arabi’den)




“demek ki bizim var olmamız ve o’nun bizi sevmesi kaçınılmazdır, o bizimle ve biz o’nunlayız. ”
Bu kısım çok korkunç bir ifade.