Domuz Eti Yemek Mi Yoksa İçki İçmek Mi Daha Günah
Orta çağda pozitif bilimler gelişkin durumda olmadığı için, dinin, yani evrende işleyen düzenin kuralları büyük ölçüde hukuk dili ile ifade edilmeye çalışılmıştır. zira roma hukuk ekolünden de tahmin edeceğiniz üzere, hukukun dili halihazırda oldukça gelişmiş durumda idi.
ancak evrende işleyen düzenin hukuk dili ile ifadesi pek çok yanlış anlaşılmalara sebep olmaktadır. bu sebeple günümüzde dini mümkün mertebe pozitif bilimlerin dili ile ifade etmeye çalışmak önemlidir.
yalnız bu noktada özenle vurgulamamız gereken şudur ki, biz dini pozitif bilimlerin lisanı ile izah ederken bilim yapmıyoruz veya bilim yapmaya çalışmıyoruz. basitçe daha anlaşılır olmak ve dinin gerçeklerini akla daha yakın kılmayı amaçlıyoruz. hepsi bu kadar…
zaten biz dinin gerçeklerini bilimsel deneyler yaparak falan öğrenmedik. altbeynimizi(kalbimizi) geliştirdikçe, bu bilgiler kendiliğinden içimize doğdular veya evrenden download edildiler veya klasik tabirle ilham olarak geldiler.
daha önceden de sayısız kez ifade edildiği üzere, insan kabaca üç katlı bir varlıktır. bunlar fizyolojik beden, onun gölgesi konumunda ve paralelinde bulunan enerji yapılı nefs beden ve onun nur boyutundaki ayna görüntüsü durumundaki nur beden…
insanın allah’a yaklaşması ve güzel ahlaka kavuşması, nefsimizin yani enerji bedenimizin ve nur bedenimizin titreşim frekanslarının yükseltilmesi ve latifleşmesi ile mümkündür. böylece bunlar yedi kat semaları yani boyutları aşarak arşa kadar yükselirler ve ilahi nurlara gark olurlar. bir başka deyimle allah’a ererler. allah’a ermek kısaca nefsin ve nur bedenin titreşim frekansını yükseltmekten ibarettir.
nur bedenin frekansını yükseltmek için çokça zikir yapmak, kuran okumak, namaz kılmak gerekir. yani nur üretimi yapıp nur bedene yüklemek gerekir. nefs bedenimizi yükseltmek ise o kadar kolay değildir. zira enerji(ateş, nar) yapısı nedeniyle şeytanla eş ahlaktadır. kibir, serkeşlik ve kural tanımamazlık, başıboşluk başlıca özelliğidir. günahlara dalmak da başlıca zevkidir.
nefsimiz, yani enerji bedenimiz günahları ve haramları sever. zira o tıpkı şeytanlar gibi negatif enerji ile beslenir, karanlık enerji ile güçlenir ve serpilir. güçlendikçe de daha beter azgınlaşır.
peygamberlerin bize yasak kıldığı her şey enerji bedenimizin gıdasını kesmek ve onu zayıf düşürmek içindir. yoksa pek çoklarının sandığı gibi yasaklar öylesine imtihan olsun diye konmuş kurallar silsilesi değildir. bu zihniyete göre ahirette tahtında oturmuş aksakallı tanrı insanı karşısına alacak ve “ben sana içki içme demedim mi lan, niye benim emrimi hafife aldın? başçavuşun eşşeği mi otluyor lan burda?” diye bağıracak ve meleklere “atın şunu ateşe” diye emredecek sanıyor. bunlar ilkokul çocuğu seviyesi din anlayışıdır.
insanın çiğnediği her yasak, nefs bedenine yani enerji bedenine yüklediği ilave negatif enerjidir veya ateştir. kısacası kişi yasakları çiğneyerek kendi ateşini harlamaktadır. bu ona içten içe büyük azap verdiği gibi, nefsini daha da yoğunlaştırıp haktan uzak düşmesine yol açmaktadır. zira hakka yaklaşmak nefs bedenin iyice incelmesi, yedinci semaya(boyuta) çıkacak kadar latifleşmesi ile mümkündür.
kısacası peygamberlerin yapma dediklerini yapmayalım ki, enerji bedenimiz yükselsin. yap dediklerini de yapalım ki, nur bedenimiz güçlensin. böylece üst boyutlara yani cennetlere çıkalım. tersini yaparsak da ister istemez yoğunluktan alt boyutlara yani cehennem denilen aşağı katlara kurşun gibi çökmeye başlarız.



