Ümit, iyi bir şeymiş gibi algılanır hep değil mi?
hatta dini kaynaklarda “kişinin ümit ile korku arasında” olması gerektiği ve Allah’tan ümidi kesmenin küfür olduğu belirtilir.
şüphesiz bunların hepsi doğrudur. ancak unutmayalım, her bilgi yalnızca bağlamında doğrudur.
islami camianın en büyük handikapı, bağlam bilgisinden tamamen yoksun olmalarıdır. hatta bağlamın öneminden zerre miskal haberleri yoktur. o yüzden ayet ve hadisleri kendi bâtıl kurgularına meze ederler. o da yetmez, kendi bâtıl kurgularını, “sen ayete karşı mı çıkıyorsun?” şeklinde savunurlar.
bu neye benzer biliyor musunuz?
hani bir zamanlar her türlü haltı yiyip, kendilerine atatürk’ü kalkan edinenler vardı. aynen onun gibi bunlar da kendilerine ayetleri kalkan edinirler. teşbihte hata olmasın, Allah’ın arkasına saklanırlar.
koskoca islam aleminin çöküş sebebi budur işte. kendi bâtıl kurgularına kutsallık yükleyerek mutlaklaştırmak…aynı zamanda bu orta çağ zihniyetidir. dikkat ederseniz orta çağda tüm dünya böyledir. sahte bir mistizm ve kutsallık her yerdedir.
en başa dönersek, düşük şuur seviyesinde ümit, egonun tutunacak dalı hükmündedir. o dalı da elinden alırsanız ego ve onun sahte dünyası çökecektir. bu noktada intihar riski söz konusudur. o yüzden belli bir olgunluğa gelmemiş kimselerin elinden o dalı çekip almak doğru olmaz. zaten düzen otomatik olarak çalışır ve o kimseyi ümit lolipopu ile oyalamaya devam eder.
bunların hepsinin aşıldığı yer rıza makamıdır. endişe, korku, ümit hepsi kalkmıştır. kadere rıza vardır. kişi ezelde kendisi için olabilecek en iyi şeylerin yazıldığına emindir. kısacası hadislerde veya ayetlerde gördüğümüz ölçüleri nefs-i emmare dünyasına aynen transfer edemeyiz. edersek çok sakat anlayışlar ortaya çıkar.



