Hayatta en uzak durulası adamlar bizdeki akademisyenlerdir. entelektüel gevezedir bunların %99’u. evet, alanlarındaki literatüre vakıftırlar. gerçi bir kısmı onu bile becermekten acizdir de, ayrı bir mesele olduğu için geçelim şimdilik.
ancak derledikleri bilgiler çingen aşı gibidir. o bilgileri hazmedip de nihai bir sonuca bağlayamazlar. klişe bilgileri bozuk plak gibi tekrar edip dururlar. bilgiyi irfana dönüştüremedikleri için olgunlukları da yoktur. dolayısıyla avam mertebesinden asla kurtulup gerçek ilim ehli olamazlar.
bunun temel sebebi de tarım toplumu aşamasından sıçrama yapıp bir türlü doğru düzgün sanayileşememiş bir topluma mensup olmalarıdır. zira, modern zamanlarda, sanayi toplumu aşamasına geçiş yapamamış ülkeler, batıdaki kurumları olduğu gibi alırlar ancak o kurumların nakledildiği toplumlarda altyapı karşılığı olmadığı için tüm bu kurumlar havada kalır. faaliyetleri şekilden, dostlar alışverişte görsünlerden öteye gidemez.
gelişme yolunda eğitim de dahil olmak üzere her şey ikinci planda kalır; asıl hedef her ne pahasına olursa olsun sanayileşmekten ve köylülüğe dair son emareleri dahi imha etmekten geçer.
işte tam bu sebepten dolayı suretperest kemalizm türkiye üzerindeki en büyük karanlık ve en büyük lanet olmuştur. düşünün adamlar sanayileşme hedefi koymak ve köylüleri işçiye dönüştürmek yerine, köy enstitüsü kurup onlara roman okutup mandolin çaldırmayı düşlediler. bunu gelişme zannediyordu zavallılar. köylü olarak kaldıktan sonra adamın piyano çalması ile zurna çalması arasında kesinlikle fark yoktur. köylülük ortaçağa ait bir kategoridir ve en hızlı yoldan yok edilmesi gerekir. işçi ile köylü arasında çağ farkı vardır.
yarı köylü bir toplumun akdemisyenleri de şikayet için anıtkabir ziyareti yapan, postal öpen kara cüppeli devlet memurları olmaktan öteye gidemezler elbette. topunun soyuna kibrit suyu ekilesi…



