Boyutsal KatmanlarCennet ve CehennemHatem'ül Enbiya (sav)istiğfar-tövbeKadın ve Erkek (Dişil ve Eril Enerji)Kalp - AltbeyinLa Havle SırrıLibido ve YılanPeygamberlerŞeytanŞuur-Yüksek Şuur-Düşük ŞuurTitreşim FrekansıTövbe

Dünya Adlı Zindanın Gardiyanları Kadınlardır

Hakikat lisanında dünya, evrenin en aşağı katına veya en düşük titreşimli boyutuna işaret eder. kuran’da esfel-i sâfîlîn(aşağıların en aşağısı) olarak geçmektedir.

esasen dünya kavramını tıpkı mayonez gibi üç unsuruna indirgeyebiliriz:

1. para

2. kadın

3. güç

dünya son tahlilde bu üç unsurun bileşiminden oluşmuştur. denir ki,

“bu dünyada her şey cinsellikle ilgilidir, cinselliğin kendisi ise güç ile ilgilidir”. bu sözün aynısını para yani mülk için dahi söyleyebiliriz. “bu dünyada her şey para(mülk) ile ilgilidir, paranın kendisi ise güç ile ilgilidir”.

bu durumda “gücün” üç unsurun özü ve başı olarak ortaya çıktığını görmekteyiz.

paranın güçle ilgisini anlamak kolaydır. ancak cinsellik konusunu biraz daha deşmemiz gerekmektedir.

insan dünyaya indirilmeden veya sürülmeden önce cinsellikten habersizdi. ancak yasak ağaçtan yedikten sonra cinsel uzuvlarının kendisine göründüğü kuran’da belirtilmektedir.

yasak ağaç, cennette tabiat zulmetine(zulmet=karanlık, titreşimi düşürücü özellik) misal olarak yaratılmıştı. ondan yiyince titreşim frekansları düştü ve cinsel uzuvları kendilerine göründü?

bu işin mekanizması şu şekildedir: insan bilinci ilk halinde evrenseldir. evreni nur ve enerji boyutları itibariyle bir okyanus olarak düşünelim. nur boyutu suyu tatlı olan denizdir. nar yani enerji boyutu ise suyu acı ve tuzlu olan denizdir(bunların arasında bir perde vardır ve birbirine karışmazlar).

evrendeki mahlukat ise bu suyun yer yer donmuş ve buzdan suretler kazanmış halleridir. bu okyanus aynı zamanda saf bilinç olduğu için, onda bulunan tüm varlıklar da elbette bilinçli olacaktır. ancak bilinç iki türlü mevcut olabilir:

1. okyanustaki buzdan varlığın önce okyanusun tüm bilincine sahip olması ve ondan sonra o bütünsel bilinç içinde kendi cüzi buzdan suretine özgü ayrıca kısıtlı bir bilince sahip olması…

2. okyanusu unutması ve sadece cüzi buzdan suretin ve cismaniyetin kısıtlı bilincine sahip olması… buzdan suretin yani cismaniyetin kendi bilinci sadece o surete özgü sınırlı bir bilinçtir. bilincin dar bir surete hapsolmasıdır. dünya adlı karanlık zindana düşmesidir.

artık o bilinç evrensellikten koptuğu ve bedenine hapsolduğu için yalnızca o beden ekseninde hareket etmeye başlayacaktır. kendini cüzi de olsa bağımsız bir varlık ve bağımsız bir güç sahibi olarak addedecektir. işte şirkin(şirk, şirket bölme parçalama demek) hakikati ve kaynağı budur. artık bedenine faydalı olanı dost, zararlı olanı düşman olarak işaretleyecektir. bedene endeksli bilinçlerin her biri yalnızca kendi bedenini düşündüğü için de çıkar çatışması, düşmanlık, kin, nefret vb. duygular kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak, insan yeryüzünde kan döken zalim bir canlı olarak belirecektir.

diğer yandan bedene endeksli bilinç, bedensel çekim etkisiyle karşıt cinsine şiddetle meyledecektir. işte bu noktada da bir kısır döngüye(loop’a) girecektir. sevgisini cüzi ve sınırlı bir varlığa vermesi, onu okyanusu görmekten tamamen perdeleyecektir. zira tüm ilgisini, sevgisini odağını okyanusa değil, onun çok cüzi bir parçasına vermektedir.

peygamber efendimiz, “bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: namaz, kadın ve güzel koku” buyurmuştur.

dikkat ediniz, “dünyadan” demiyor, “dünyanızdan” diyor. yani “ben cüzi ve sınırlı suretlere hapsolmuş bir bilinç değilim; bilakis evrenselim” demiş oluyor. yine “sevdim” demiyor. zira “sevdim” demiş olsaydı, bu sevgi bedene endeksli bilinçten kaynaklanmış olurdu. ancak o “sevdirildi” diyor, yani bilincim okyanusa endekslidir, önce o gelir. marifet tahsili için dünyaya iniş icap ettiğinde dahi o evrensel bilinç yanımdadır, demiş oluyor.

insanı dünyaya kitleyen cinsellik olunca, iblisin en büyük oyunu da elbette bu noktada olacaktır. zina ve tüm cinsel sapkınlıklar kapısı olmayan bir zindana düşmek hükmündedir. oraya düşenin artık zindandan çıkma ihtimali yoktur(tövbe edip vazgeçenler müstesna). öte yandan günümüzde hemen hemen herkes ergenlik ile beraber bu zindana öyle veya böyle düşmektedir.

peygamber efendimizin sünnetine ittiba ederek evlenmek ise kapısı olan bir zindana terfi etmek gibidir. altbeyin bilincinin(kalbin) temizlenmesi miktarınca o kapı kişiye aralanacak ve ışık görünecektir.

bakın bu noktada peygamber efendimize kadının sevdirilmesi hikmetini de yakalayabiliyoruz. peygamber efendimize kadın sevdirilmese ve evlilik sünneti ihdas edilmese idi, bize o yol kapalı kalacaktı. hz. isa gibi kadınlardan tümüyle kaçarak belki bir yol bulabilecektik ki, o da insanların çoğu için olmayacak bir iştir.

sonuç: her türlü zinadan kaçınmadıkça ve dünyanın özü olan gücü(ve dahi onun zımnında mülkü), “lâ havle ve lâ guvvete illâ billâh” bilincine erip allah’a vermedikçe, kadınlar zindanda gardiyanlarımız olarak vazife yapmaya devam edecektir.

isnetus 19.09.2024 10:53 ~ 18:28

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu