Tanrı 10
“Bir cariyem var, çoban olarak çalıştırıyor, koyunlarımı otlatıyordum. yakınlarda bir koyunumu yitirdi. ‘ne oldu?’ diye sorunca, kurt kaptı dedi. koyunun kaybolmasına üzüldüm. insanlığım icabı câriyenin suratına bir tokat vurdum. bu davranışımın kefareti olarak bir köle azad etmeyi adadım. onu âzad edebilir miyim?”
diye sordum. hz. peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) cariyeye:
‘allah nerede?’ diye sordu o:
‘göktedir.’ deyince,
‘pekâlâ ben kimim?’ dedi. cariye:
‘sen allah’ın resûlüsün.’ cevabını verince, hz. peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bana yönelerek:
‘bunu âzad et, zira mü’minedir.’ buyurdu.” [müslim, mesâcid 33, (537); muvatta, ıtk 8, (2, 776); nesâî, sehv 20 (3, 18); ebu dâvud, eymân 19 (3282)].
biz bugün allah’ın gökte olmadığını net olarak biliyoruz. hadisten de rahatlıkla anlaşılacağı üzere bir kimse gücü oranından tenzihle yükümlüdür.
oradaki cariyenin tevhid konusunda varabileceği azami nokta oydu, dolayısıyla imanı kabul gördü.
bugün biz de aynı yolu zorlamak zorundayız. insanları kabul edilemez veya sorunlu bir tanrı anlayışından onu daha bir üst mertebeye sıçratmaya çalışmak gerekir. maksat odur. herhangi bir terakkiye neden olmayacak kendi tevhid anlayışımızı empoze etmek, maksat dışıdır. gerçekte ise tevhid mertebelerinin sonu yoktur. nihayetsizdir…
bu arada belirteyim ki, arşı istiva eden “rahman”dır. rahman’da adalet manası vardır. eğer arşı istiva eden isim rahman olmasaydı, bir inkarcı içecek tek yudum su bulamazdı. rahim ismi ise yalnızca müminlere tecelli eder. (bismillahirrahmanirrahim)



