Tatlıcı Vitrininde Baklava Yiyen Fare
Muhyiddin-i arabi hazretleri der ki, dünya hayatı dahi bir rüyadır, dolayısıyla orada cereyan eden her hadisenin tevilini ve yorumunu yapmak gerekir.
baklava yiyen fare?
ne anlama geliyor acaba?
fare= hırsız. eksilten, çalan…yuvası toprakta, maddede olan…
baklava= en beğenilen tatlılardan biridir. şeker insandaki ödül mekanizmasını harekete geçirir. temelde bir takım bitkilerin tohumlarını yayabilmek için kullandığı promosyon ürünüdür. şekerle celbedilen ve ödüllendirilen memeli ve kuşlar, bitkilerin meyvelerini yerler. sonra da çekirdek ve tohum kısımlarını sindiremeden atık olarak etrafa yayarlar. böylece bitkinin türünün devamı için bir hizmet gerçekleştirirler. ücretlerini de besin ve şeker olarak alırlar.
bu anlamda, dünyanın tüm zevkleri ve hazları bizler için şeker hükmündedir. bizde tıpkı şekerin yaptığını yaparlar ve beynimizde serotonin, endorfin, dopamin gibi keyif verici kimyasalları salgılatırlar.
bunlar görünürde bize mutluluk verirken ölçüyü kaçırırsak zehirlerler. o yüzden tasavvuf büyükleri dünyanın zevkleri için “üstü şekerle kaplı dışkıdır” demişlerdir.
yemeğin hazzına kendini kaptırıp kalp ve damar hastalıklarına müptela olan kişi için yemek zehir değil midir?
en büyük haz kaynaklarından olan alkol ve sair müsekkeratlar, aynı şekilde insan için korkunç bir zehir hükmünde değil midir?
buraya kadar anlatılanlar işin ancak zâhiri yönüydü. bir de bâtıni ve manevi yönü vardır konumuzun. dünyevi hazlara müptela olmak, dünyaya düşkün olmak, şuurumuzu hakka doğru yükselmekten alıkoymaktadır.
bu noktada hemen hatırlayalım; esasen dünya, mekani bir boyut olmayıp bizde bir şuur seviyesidir. şuurunu maddeden yükseltmiş ve peygambere tâbî olmuş olan kimse, görünürde dünyada yaşasa da, gerçekte şuur olarak dünyayı terk etmiştir. bunu bilhassa idrak etmeye çalışalım ki, dini kaynaklarda geçen “dünya” kavramını çok yanlış algılayıp, çok yanlış noktalara kaymayalım.
sonuç:
baklava yiyen fare= dünya adlı en düşük titreşimli boyutun, dışkı hükmündeki unsurlarından haz alacak kadar sefil, düşük mertebeli şuurlar; yani bizler. bu şekilde devam ederek kendi maneviyatımızdan, ebedi hayatımızdan çalıyoruz.



