
Pek çoklarının zannettiği gibi valar ülkesi hayal veya fantazi ürünü olmayıp gerçekten mevcuttur. o diyar enerji boyutunun en aydınlık ve titreşimi en yüksek katıdır. kişisel enerji boyutunu temizleyebilen veya bir başka deyimle nefsinin titreşim frekansını yükseltebilen herkes(hangi inançtan olursa olsun) o diyara ulaşabilir.
orta dünyadaki orklar, goblinler vs. gibi çirkin ve vahşi yaratıklar nefsin düşük titreşimli karanlık basamaklarının sakinleridir. nezih görünümlü elfler ise nefsin safiyet bulmuş, incelmiş, aydınlık mertebelerinin yaratıklarıdır.
işte bu nedenle yalnızca elfler ve az miktarda diğer ırklardan safiyet kazanmış olanlar okyanus ötesi kutsal topraklar olan valar ülkesine kabul edilirler. zira oraya girebilmek, hatta görebilmek için dahi oldukça saflaşmış ve titreşim frekansını yükseltmiş olmak gerekmektedir.
orta dünyanın en batısında ve denizler ötesindeki kutsanmış yurdun bizim dünyamızdaki coğrafi ve materyal karşılığı amerika kıtasıdır. bu nedenle günümüzde valar ülkesine giden kişi, rüyada kendini amerika’ya gitmiş olarak görür.
zaten “yüzüklerin efendisi” baştan başa insanın içsel yolculuğunun ve kişideki enerji boyutunun, yani nefsin safiyet mertebelerindeki ilerleyişinin anlatımıdır.
belki burada soracaksınız: “tolkien tasavvuf ehli falan değil, nereden biliyor nefsin arınma yolculuğuna dair bu ilimleri?
bakın buradaki kritik ifade, “nefsin safiyetidir”…
bu mesele tam olarak anlaşılmadıkça, günümüzdeki hak ve bâtıl akımları ayırt etmek kesinlikle mümkün olmayacaktır. bu nedenle konu üzerinde hassasiyetle durmamız icap etmektedir.
daha önceki pek çok yazıda, insanın kabaca üç boyutlu bir varlık olduğunu; madde, nar(enerji) ve nur boyutlarından oluştuğunu belirtmiştik. bir başka deyimle insan fizyolojik bedenden ve onun enerji boyutundaki gölgesi olan enerji bedeninden(nefsimiz) ve onun nur boyutundaki izdüşümünden oluşmaktadır.
nur boyutu veya melekût boyutunun açılabilmesi için mutlak olarak peygamberlere tâbî olup inisiye olmak gerekmektedir. kısacası nur boyutuna geçiş ve o boyutta seyir ancak iman ile mümkündür. iman haricinde nur boyutunun açılımı için başka herhangi bir yol yoktur.
enerji boyutundaki seyir ise şartlarını yerine getirmek şartıyla herkese açıktır. hangi inançtan olduğunuzun önemi yoktur.
işin sıkıntılı kısmı şudur ki, enerji boyutu seyri, nur boyutu seyrinin birebir gölgesi hükmündedir. bu sebeple spiritüalistler gölgeye aldanıp kendilerini peygamberler ile aynı yolun yolcuları sanmakta ve insanları da kandırmaktadırlar. halbuki alakası yoktur. yalnızca enerji boyutu seyrini yapıp nur boyutundan habersiz olan kimse, kabukta kalmıştır. işin aslından da asla haberi olmamıştır.
pek çok dini liderin amerika’ya yerleşmesi dikkatinizi çekmiştir belki. işte bunlar nefsi safiyet kazanmış, hakikatin kendisine değil kabuğuna ulaşmış kimselerdir. kendilerini de kemal sahibi sanmaktadırlar. nefslerinin safiyet kazanması, onları iç dünyalarında valar ülkesine, o mananın madde planındaki tezahürü olarak da amerika kıtasına atmıştır. kısacası amerika’da yaşayan dini liderlere karşı dikkatli olunuz..
peki nefsin safiyet kazanması mutlak olarak kötü müdür?
eğer o safiyeti basamak yapıp klasik tasavvufi deyimle “kalbin safiyeti” de ele geçirilirse, yani nur boyutu seyri de tamam edilirse, o zaman ona kötü diyemeyiz. eğer nefsin safiyetine kalbin safiyeti eşlik etmiyorsa, işte o artık zehirli bir bal hükmündedir. sadece nefsin safiyetine erişenler, ister farkında olsunlar ister olmasınlar, imam-ı rabbani hazretlerinin açık beyanıyla, şeytanın hizmetkarlarıdır.
nur boyutunda terakki edenler(bir dönem valar ülkesi veya amerika’da bulunmuş olsalar bile) sonunda(iç alemlerinde) kenan diyarına, medine ve mekke’ye geri dönerler. istanbul, bağdat, şam, kudüs, medine, mekke…bu şehirlerin her biri melekût boyutunun yüksek mertebelerinin madde planındaki tezahürleridir.
evet o nazenin elfler bile son tahlilde şeytandır.



