İlim ve İrfan
İşte size ilim ve irfan:
hatem’in hocası şakik’den; 33 yılda öğrendiği sekiz mes’ele ;
ş a kî k, h â t e m ‘e sordu:
– kaç senedir benim yanımdasın? h â t e m :
– otuz üç senedir. ş a k î k :
– bu müddet zarfında benden ne öğrendin? h â t e m :
– sekiz mes’ele öğrendim. ş â k î k :
– înnâ li’llâhi ve innâ ileyhi râci’ûn! ömrüm seninle geçtiği hâlde benden ancak sekiz mes’ele mi öğrenebildin? h â t e m :
– evet hocam, ben yalanı sevmem, ancak sekiz şey öğrenebildim. şakîk:
– bu öğrendiğin sekiz şey nedir? söyle dinleyelim. h â t e m :
1 – baktım ki, herkesin ayrı ayrı bir dostu var. fakat bütün dostlar, nihayet mezar başından geri döndüğü için ben, hiç birine güvenmedim, ancak mezarımda da bana arkadaş olacak iyi amelleri kendime dost seçtim. şakîk:
– çok güzel, ikincisini söyle bakalım. h â t e m:
2 – Allah’a teâlâ’nın :
“Allah’ın azametinden korkup nefsini, arzu ve isteklerinden alıkoyanın varacağı yer cennettir.” nâzi’at suresi: ayet 40, 41) mealindeki âyet-i kerîmesini düşündüm, hak olduğunu bildim ve nefsimin behîmî arzularını yenmeğe çalıştım ve bu suretle Allah’a teâlâ’ya itaate devam ettim.
3 – baktım ki, herkes elindeki kıymetli sermâyesini koruyor, kasalarda saklıyor, kaybolmaması için her çâreye bağ vuruyor. halbuki Allah’a teâlâ’nın:
“sizin elinizde olan her şey tükenecek, ancak Allah katında olan bakîdir. “nahl suresi ayet 96
âyet-i celîlesini düşündüm ve ben de kaybolmaması için kıymetli kabul ettiğim bütün varlığımı Allah’a, emânet ettim-, onun rızası uğrunda harcadım.
4 – baktım ki, insanların her biri mâl, haseb, şeref ve neseb aramaktadır. anladım ki bunlar bir şey değil. Allah’a teâlâ’nın:
“Allah katında en keremliniz, en çok muttaki olanınızdır (hucûrât suresi ayet 13)
âyet-i celîlesine baktım da, Allah katında kerîm olmak için malı, mansabı değil, takvayı seçtim.
5 – baktım ki, insanlar mütemadiyen birbirine saldırıyor, yekdiğerini tel’în edip duruyorlar. sebebini, hâsed denilen çekememezlikte buldum; sonra allah’u teâlâ’nın:
“biz, onların dünyâ hayâtındaki geçimlerini taksîm ettik” zuhruf suresi ayet 32
âyet-i celîlesini düşündüm ve anladım ki bu taksimat, Allah’a teâlâ’nın taksimidir, bunda kimsenin te’siri yoktur. ben de Allah’ın taksimine razı oldum, hased hastalığını attım ve kimseye düşmanlık etmedim.
6 – insanların birbirine düşman olup birbirlerini öldürdüklerini gördüm. Allah’a teâlâ’nın:
“asıl düşmanınız şeytandır. onu düşman tanıyın ” fatır suresi ayet 6
âyet-i celîlesini düşündüm ve asıl düşmanın şeytân olduğunu anlayınca, yalnız onu düşman tanıdım ve başka kimseye adavette bulunmadım.
7 – baktım ki, insanlar şu bir lokma ekmek için helâl – haram demeden her türlü zillete katlanıyorlar. Allah’a teâlâ’nın:
“bütün yaratıkların rızkı Allah üzerinedir.” (hûd suresi ayet 6)
âyet-i kerîmesini düşündüm. benim de bu canlı varlıklardan biri olmam hasebiyle, rızkıma Allah’a teâlâ’nın kefil olduğunu anladım; isteklerime bakmadan, Allah’a teâlâ’nın bende olan hakkı ile meşgul oldum.
8 – baktım ki, insanlardan bir kısmı servetine, ticâretine; bir kısmı sıhhatine olmak üzere, kendileri gibi bir yaratık’a tevekkül etmekte [güvenmekte] ve ona bel bağlamaktadır. Allah’a teâlâ’nın:
“Allah’a tevekkül edene [güvenene] Allah yeter. (talâk suresi ayet 3)
mealindeki âyet-i celîlesini düşündüm ve ben de (fâni olan başka şeylere değil) ancak hazret-i Allah’a tevekkül ettim ve o’na bağlandım. o da bana yeter.
işte senden öğrendiklerim bunlardır.
dedi. bunun üzerine ş a k î k sözü bağladı;
“Allah seni muvaffak etsin; doğrusu ben, tevrat, incil, zebur ve kur’ân-ı azîmi tedkîk ettim, bütün dîni işleri ve hayır çeşitlerini şu sekiz mes’ele üzerinde devreder gördüm. şu sekiz esâsa riâyet eden dört kitâb’ın hükmüyle amel etmiş olur.”



