
Bilardo masasında ıstakanın vuruşu ile birbirine çarpan topların rastgele dağıldığını düşünürüz. halbuki yeterince gelişmiş bir bilgisayarımız olsaydı, topun neresine ne miktar güç aktarıldığında, saçılımın nasıl olacağını rahatlıkla modelleyebilirdik.
elbette basınç, nem, sürtünme, yer çekimi, ortam ısısı, topların ağırlığı ve imalat kusurları nedeniyle ideal birer küre olmadıklarını ve başka pek çok değişkeni de hesaba katmak şartıyla…
tüm bu hesapları yapabilecek gelişmişlikten yoksun olduğumuz için, tesadüf diye yaftalayıp geçiyoruz. aslında bu yafta cehaletimizin bir göstergesi oluyor.
evrenin en başında büyük patlamanın dahi bir tür ıstaka vuruşu olduğunu düşünebiliriz. bu durumda enerjinin ve daha sonra da kütlenin saçılımının nasıl olacağı baştan bellidir. hesap gücümüz yeterli olsaydı, evreni en başından en sonuna kadar modelleyebilirdik.
enerjinin ve kütlenin saçılımına insan ve toplumların bile dahil olduğunun sanırım farkındasınızdır. bu nedenle evren başından sonuna kadar çekilmiş ve bitmiş bir film rulosu gibidir. çekilmiş bir filmi değiştirmek mümkün olmadığı gibi evrenin de işleyişini değiştiremeyiz. evrende katı bir determinizm veya dini tabirle kader mevcuttur.
ancak bu katı determinizm insanın iç alemi için geçerli değildir. her ne kadar insan bilinci dış etkenlere büyük ölçüde bağlı olsa da, yine de azmederse kendini afakın yani dış dünyanın prangalarından kurtarabilir.
bu durumda insan dış dünyada zorunlu, ama iç dünyasında özgürdür diyebiliriz. mesela en yakınımız ve sevdiğimiz biri öldü diyelim. evet onun ölümünü engelleyemeyiz. eceli ne bir saniye öne çekebiliriz ne de bir saniye geri bırakabiliriz. ancak bu ölüm hadisesine karşı tepkimiz bizim elimizdedir. feryat etmek veya olgunlukla karşılamak bizim elimizdedir. bizim elimizde derken elbette onda da bir incelik vardır. eğer o zaman kadar elimizi doğru oynayıp, yeterli olgunluğa kavuşmuşsak…
işte tam bu noktada tek olan yol ikileşmektedir.
gerçekte hak veya bâtıl diye ayrı iki yol yok iken ve yol aslen tek iken, bizim iç dünyamızdaki tavrımız ile yol ikileşmektedir veya ikileşmiş gibi görüntü vermektedir.
hatta ve hatta size daha ilgincini söyleyeyim, insan bilinci zaman üstüne tırmanabildiği için, iç alemimizdeki seçimlerimiz zamanı aşıp kaderi bile kısmen ve bir ölçüde etkileyebilmektedir.
insan bilinci ile evren ve kader arasında böyle diyalektik bir ilişki vardır. bu diyalektiğin kutuplarından birinden birine saplanıp kalan kişi, ağır bir bilinç çarpıklığına uğrar ve sapıtır gider.
bu işin pratiği de şudur: günlük hayatta ve gözün açıkken sanki her şey senin elindeymişçesine hareket et ve elinden geleni eksik etme. artık yapacak bir şeyin kalmadığında ve gözlerini kapadığında ise, her şeyin kaderin hükmüyle cereyan ettiğini kendine itiraf et ve hiçbir şey için üzülme. olacak olan olur ve sen bundan kaçamazsın.
niçin hiçbir şey için üzülmen gerekmiyor?
çünkü kaderini yazan ve sana yolunu çizen zat sonsuz ilim, hikmet, merhamet ve şefkat sahibidir. o seni senden çok sever, seni senden çok düşünür. senin için mümkün olan en iyisini yazmıştır merak etme; elbette senin kavşak noktalarında yaptığın seçimleri eksen kabul ederek…



