İyi Yürekli Ateistlerin Cennete Gidememesi
Cennetin anahtarı “la ilahe illallah” kelimesidir; yani tevhidin idrak edilmesidir. cehennemin anahtarı ise şirktir ve şirkin kesinlikle telafisi yoktur. diğer tüm günahların geri dönüşü mümkün olabilir.
bir kimse gerçek manada tevhidi idrak ettiği anda, tüm günahlarından arınır ve şuur sıçraması yaşar ve daha dünyada iken bir tür cennet yaşantısı içine girer. dünyada iken bu manaya kavuşamayan kimsenin cennetle işi olmaz. çünkü ahiret ortamı oluş yeri değil, görüş yeridir; yani dünyada kazanılan manaların apaçık ortaya çıktığı mekandır.
tevhid nedir? bir misalle bildiğim kadarını açıklayayım:
bir karagöz-hacivat perdesi düşünelim. perdeye baktığımız zaman çeşit çeşit karakterler ve çokluk görürüz ama basiret gözüyle baktığımız zaman, sadece tek bir kişiyi görürüz. perdedeki bütün kahramanlara can veren, ses veren, oynatan, her birine göre değişik kılıklara giren ve bilincini onlara göre indirgeyen biri vardır arka planda.
bu misali, varlığa tatbik edelim: tüm kainat her zerresi ve canlıları ile tek bir zatın mülküdür, onlara can veren “hay”, sabit kılan “hak”, konuşturan “mütekellim”, irade veren “mürîd”, ilim veren “alîm”, hikmet veren hakîm”, yol gösteren “hâdî”…bir zat vardır. tüm ipler onun elindedir ve senaryoyu yazan da oynatan da o’dur.
bu nasıl bir dünyâ, hikâyesi zor;
mekânı bir satıh, zamânı vehim.
bütün bir kâinat muşamba dekor,
bütün bir insanlık yalana teslim.
(nfk)
işin en fantastik kısmı, kainatın her bir unsurunda beliren şuurun, aslında o tümel şuurun kısmi ve yerel olarak ortaya çıkışından ibaret olmasıdır. şimdi düşünün, “ben” diye işaret ettiğimiz varlık aslen kimdir? her birimizin gözünden alemi seyreden o değil midir?
yerel ve kısıtlı halde iken bütünden kopuk olarak algıladığımız benliğimiz, aslında hüve’nin bir tezahürüdür. ene(ben)’nin altında “hüve” yatmaktadır. “ene” perdesini yırtarsan, altından “hüve” çıkacaktır.
“her birimizin psişesi(bilinci) son tahlilde tüm varolana eşittir, çünkü ego ile var olanın arasında kesin bir sınırdan söz edemeyiz” demiş stanislov grof.
tümden kopuk kalmak cehennemdir. çünkü “ben” diyip kendini ayıran ve çokluğu ispat eden varlık, o çoklukla baş etmek zorunda kalır. adeta sonsuz düşmanlar edinir. o düşmanlar karşısında titremek onun kaderi olur.
tevhidi idrak eden kimse ise, tüm iplerin tek bir zatın elinde olduğunu anlar ve hiçbir şeyden korkusu kalmaz. neden? çünkü kuklalardan korkmak gerekmez ama kuklacıdan çekinmek ve gereken tavra bürünmek elzemdir.
“kesinlikle bilin! allah veli’lerine korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.”(yunus 62)
tevhidi idrak eden kimse, başına gelen hiçbir hadiseden müteessir olmaz. zahiren olur gibi görünse de, kalben sarsılmaz. çünkü olayların tamamı mutlak kudret, mutlak ilim, mutlak hikmet sahibi bir zat tarafından gönderilmiştir. o çok merhametli zat, bunları eziyet olsun diye değil, ancak eğitim maksadıyla kulunun üstüne sevk etmiştir.
işte cennet yaşantısı budur. sistematik bir çalışmayla bu idraka ermeden cennete gireceğini sanan kimse, ham hayal içindedir.
not: insanların çoğunun bilinci putperestlik seviyesinde kalmıştır ve sanki tanrıyı karşılarındaki bir varlık gibi hayal ederler. halbuki bu hayal dahi imajiner bir puttur. aslında mevzu çok daha ötesi ama kendini bu düşünceden kurtaramayan kimse, “tanrı” kelimesinin yerine “düzen” kelimesini koymayı denesin. yani tanrıyı bir varlık olarak değil de, evrende işleyen düzenin kavramsal bir ifadesi olarak görsün.
aslında materyalistler bir cihetten mezkur hakikate en çok yanaşmış zümredir. onların düştükleri hata, evrensel düzeni mekanik ve şuursuz gibi görmeleridir. halbuki o düzen zımnen mutlak bir şuuru barındırmaktadır.



