Sırf yaşamak için yaşarsan eğer, yaşlanmaktan korkarsın elbet.
üstelik bu derdin devası da yoktur.
20’li yaşlardaki gençler zanneder ki, önünde uzun koca bir hayat var. yaşlılık onlara çok uzak görünür. bu egonun insanı aldatması ve kandırmasıdır.
halbuki, iş öyle değildir.
doğumundan ölümüne kadar hayatının her bir karesi, tek bir an içine yerleştirilmiştir. hatta ve hatta sen şu anda mahşer meydanında diğer milyarlarca insan ile beraber ayakta bekliyorsun. bir an için kendinden geçtin ve 7-8 saniyelik bir rüya gördün. önündekine çarpınca kendine geldin. tüm dünya hayatı işte o saniyeler içinde gördüğün rüyadan ibarettir.
mahşer meydanında gördüğün 7-8 saniyelik rüya, zamanın göreliliği nedeniyle şu an bize bir ölçüde uzun geliyor.
o yüzden dünya hayatının içinde iken, türlü türlü yöntemlerle(estetik ameliyatlar, kendimi genç hissediyorum mavalları, genç sevgili bulmak vs…) yaşlılıktan kaçmaya yeltenmek çözüm değildir; çünkü hiçbiri işe yaramaz onların ve hepsi boştur.
dünyaya gelmekten gaye, marifetullah(allah’ı bilmek ve tanımak) tahsilidir. bu noktada her yaşın bir gereği, kazanılması gereken bir bilinci vardır; tıpkı bir öğrencinin her bir öğretim yılında öğrenmesi gereken belli dersleri olması gibi… sen her bir yaşın, her bir ömür basamağının hakkını verebildin mi o büyük gaye yolunda? işte mesele budur.
eğer her yaşın hakkını verebildiysek, gönül rahatlığı ile yaşlanabilir ve huzur içinde ölebiliriz; elimizde dünya denilen marifetullah okulundan aldığımız diploma olduğu halde. yok eğer ölürken elimizde okuldan atılma belgesi, tasdikname varsa. işte o zaman derin pişmanlıklar bizi beklemektedir. zira dünya denilen bu zorlu okula bir daha gelme şansımız yoktur.
sonuç: yaşlanmaktan değil, her yaşın hakkını verememekten kork.



