Kabe vs Kuran
Hâce Ubeydullah Ahrar hazretleri buyurdu ki, “kur’ân-ı kerîmin hakîkati, cem mertebesindedir. yani zât-ı teâlânın ehadiyet mertebesindedir”. böyle olunca, mebde’ ve me’âd risalenizdeki, “kâ’benin hakîkati, kur’ân-ı kerîmin hakikatinin üstündedir” ibaresinin sırrı nedir?
-burada, ehadiyet mertebesi demek, hiçbir şeyin bulunamayacağı zât-ı ehadiyet mertebesi değildir. bu ehadiyet mertebesinde sıfat ve şân bulunur. çünkü kur’ân-ı kerîmin hakîkati, kelam sıfatındandır. kelam sıfatı da, allahü teâlânın sekiz sıfatından biridir. kâbenin hakîkati ise, sıfatların ve şânların bulunamayacağı daha üstün bir mertebededir. bunun için kâbenin hakîkati daha yüksek olmaktadır.
(254. mektup’tan, mektubat-ı rabbani)
not: kabe’den kasıt oradaki taştan yapı değildir. ehli keşfin belirttiğine göre, tam o taştan yapının bulunduğu yerden bir gayzer misali nur fışkırmaktadır. işte kabe’nin hakikati bu nurdan sütun olmaktadır. tüm nurlar gibi bu nur dahi canlı ve bilinçlidir. kendini ziyarete gelen kişinin kalbini ve niyetini bilir; ona göre ziyaretçisine muamelede bulunur.
aynı şekilde kuran’ın hakikati dahi canlı ve bilinçlidir. ancak kuran’da bol miktarda esma ve sıfat nurları karışıkken, kabe’nin nurunda yalnızca zat nuru bulunur. zat nuru siyah renk ile temsil olunur. kabe’nin örtüsünün siyah olması, mekke’nin fethinde peygamberin siyah sarık sarması ve hacer-ül esved’in siyah olması bu çerçevede değerlendirilmelidir.



