
Carl jung’ın kehf suresi tefsirini okuduktan sonra bende hasıl olan düşünceler şunlar oldu:
kelimelerin ortak kökeni yönünden arabça ifade ile kehf, batı dillerinde cave veya cavity olarak alındığında aslında türkçe karşılığı mağaradan çok kovuk olması daha mantıklı. kehf kelimesini türkçe karşılığı kovuk olarak ele alırsak, kovuğu “küresel forma yakın, kesif madde ile çevrili alan” şeklinde tanımlayabiliriz ki bulunduğumuz âlemden başka bir şey değildir bu.
mağara ya da kovuktan çıkış ise batı kültürü tabiri ile aydınlanma ya da bilinç üstü aleme ermek oluyor. zaten aydınlanma ya da bilinç üstü alem tasvirlerinde; tüm alem küresel bir formda resmedilmiş olup, “aydınlanma” sudan başını çıkarır gibi bu alemden diğer aleme başını uzatmış bir formda resmedilmektedir.
bir sonraki bölüm olan musa –hızır arasındaki anlatımın aslında en dikkat çeken kısmı musa a.s. olayları nedensellik çerçevesi içinde değerlendirirken, hızır a.s nedensellikten bağımsız bir şekilde hareket etmektedir.
hızır a.s. atfedilen ölümsüzlüğü bu çerçevede ele alırsak hızır a.s’ın neden zamandan bağımsız olduğunu daha iyi anlayacağız. demek istediğim zaman kavramının aslında hızır için öncelik sonralık gibi bir olguya denk gelmediği yani şimdiki zaman, geçmiş ve gelecek zamanı belki de içinde bulunduğu vahdet/birlik nedeniyle tek bir an gibi algılıyor olduğudur.
bu kısmın asıl bağlantısı, belki de yasak meyvenin yenilmesi ile başlamış olan lineer zaman algısı ve bunun sonucu olarak ikilik ( fark alemine iniş-cennetten çıkma) ile başlamış olmalıdır. burada yasak meyve aslında farkındalık oluşması ve zaman kaydı altına girişi ifade ediyor diye düşünüyorum.
zaman kaydı altına giriş yani zaman bağımlı oluş ister istemez beraberinde öncelik sonralık gibi bir kronolojik ( kronos hatırlanmalı burada) sıralama getirerek ister istemez nedenselliğe bağlı yapıyor anlayışı ve algılayışı. bu ise hızır a.s da olmayan bir şey.
fakat hızır’da bulunan ilim ve hikmetin de yeryüzüne tecelli etmesi ve madde seviyesine inmesi ancak hz. musa gibi bir zatın varlığıyla mümkün oldu.
üçüncü bölümdeki zülkarneyn babında işaret edilen daha doğrusu jung’ın kronolojik sıra atlanmış ifadesi aslında doğru değil. çünkü ilahi bir kitabın üslubu olayı inanç ve hikmet yönü ile ele almak olduğundan ve de zaten bizi nedensellik bağından koparmaya, iman sahasına çekmeye çalıştığı için kronolojik sıralama olmaması gayet yerindedir.
sonuç olarak demek istediğim: yasak meyvenin yenişi zaman algısını, nedenselliği ve dolayısıyla “bilme” denilen şeyi beraberinde getirmiştir. mitolojide, kronos, ( zaman devri) kronos’un doğurduğu çocukları yutması aslında zaman kaydından kurtulamayan bizlerin de eninde sonunda kronos tarafından yutulacağı anlamına geliyor.
düşünsel olarak meryem (felsefe taşı ) nedenselliği atlayarak ( babasız çocuk doğurarak ya da türkçe deyim- “babasız çocuk doğurmak: bir çok güçlüğe katlanarak sonuca ulaşmak” bilgiden bilen ve bilineni ortaya çıkarma, ) bu zaman algısını bağımsızlaştırabiliyor.
esasen zaman da fiziksel olarak ateşin/enerjinin bir fonksiyonudur. yasak meyvenin yenmesinde ateşin rolü sezebiliyor mu? ateş, enerji, iblis…
(yazı bana ait olmayıp bir arkadaşıma aittir)
jung’un kehf suresi tefsirini okumak isteyenler aşağıdaki linkten kitabı indirebilirler:
http://yadi.sk/d/a_i8fhryg3ca5



