Mesnevi KıssalarıKuranŞeytan

Kuran Müslümanı 2

Bu tiplerin içyüzü mesnevi’de çok güzel anlatılmış:

aşağılık kişiler, her söz söyleyeni hor hakir bir hale getirirler. sözü yüceyse, değerliyse bile o sözün değerini düşürürler. çünkü söz, dinleyene göre söylenir; terzi kaftanını adamın boyuna göre biçer.

madem ki mecliste dinleyenler düşük kişiler, düşük söz söylemeden başka çare yok. bu sözü rehine koy da o kocakarı hikayesine başla.

• doksan yaşında ihtiyar bir kadın vardı. yüzü bumburuşuk, rengi safran gibi sapsarı idi. 

• yanağı, sofra altına serilen bezin baş tarafları gibi kırışıklı. fakat onda hala 
koca hırsı, erkek isteği vardı. 

• dişleri dökülmüş, saçı süt rengine dönmüştü. beli bükülmüştü, her duygusu 
değişmişti. 

• koca isteği ve aşkı, şehveti, hırsı tamamdı. kendini güzel göstererek 
erkekleri avlama ağı ve tuzağı paramparça olmuştu ama, onun erkek avlama hırsı 
sönmemişti. 

• aslında o, vakitsiz öten bir horozdu. yolsuz, yolcusuz bir yoldu. boş 
tencerenin altında yanan kızgın bir ateşti. 

• o ihtiyar kadın, gelin gibi süslenip sokağa çıkmak istedi. o hafif meşrep kadın, 
güzel görünmek için kaşlarını yoldu. 

• aynanın karşısına geçti; yüzünü, yanağını, ağzını güzelleştirmeye ve 
kendine çeki düzen vermeye koyuldu. 

• yüzüne sevine sevine bir kaç kere allık sürdü. fakat pörsümüş suratı bir 
türlü boya tutmadı. 

• o çirkin kadın bu işe çare düşündü. kur’an-ı kerîm ‘in aşır başlarındaki 
tezhiplerini kesti. suratına yapıştırmaya başladı.**

**(eskiden, elle yazılmış kur’an-ı kerîm ‘in her on ayetinin sahîfe kenarına altın yaldızlı boyalarla gayet güzel nakışlar yapılırdı. şeklin içine de çok defa yine altın yaldızla “aşır” yazılırdı. bunların hizasındaki ayete “aşır başı” denirdi. sûre başları, kur ‘an ‘ın ilk iki sahîfesi ve en sonu altın yaldızlarla, boyalarla süslenirdi.)

• yüzünün buruşuklarını örtmek, çirkinliğini gizlemek için. bu suretle güzellerin 
başı olmak istiyordu. 

• güzelleşmek ümidi ile aşır başlarını yüzüne yapıştırıyordu. ama çarşafını 
giyince, harekete geçince, yapıştırdığı yaldızlı kağıt parçaları yerlerinden kopup 
düşüyordu. 

• düşenleri yine alıyor, tükrükleyip yüzünün orasına burasına yapıştırıyordu. 

• yine çarşafını başına örtünce, yapıştırdıklarının hepsi de dökülüyordu. 

• çok çalıştı, çabaladı; onlar da boyuna düştüler. kızdı da kâfir şeytana lanet 
yağdırdı. 

• şeytana lanet yağdırınca, şeytan karşısına dikildi de; “ey kurumuş, kadit 
olmuş, utanmaz kadın!” dedi. 

• “ben bu senin yaptıklarını bütün ömrüm boyunca ne düşünmüşüm, ne de 
senin gibi bir hayasızdan başkasının böyle bir iş yaptığını görmüşüm. 

• sen kötülükte görülmemiş bir tohum ektin. cihanda mushaf bırakmadın; 
kestin, doğradın. 

• sen şeytan ordusunda, yüzlerce şeytana bedelsin. ey kokmuş ihtiyar 
kadın, ey pis hırsız, beni bırak, bana ne diye lanet ediyorsun? 

• yüzün elma gibi kızarsın diye kuran’dan ne kadar aşır çaldın? 

• fakat iğreti renk yüzünü kızartmadı, hurma ağacına bağlanmış dal hurma 
vermedi.

• kuru bir hurmanın dalını getirip hurma ağacına bağlamakla ondan meyve alınır mı? 

• sonunda ölüm çarşafı gelip seni bürüyünce, yanağına yapıştırdığın senin 
olmayan yaldızlar, süsler düşer gider. 

(mesnevi’den)

isnetus 03.01.2016 13:21

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu