
Allah’a ulaşmak bir açıdan çok basit bir olaydır. hatta o kadar basittir ki, bu aşırı basitlik yolun gizlenmesine sebep olmuştur. zira haddini aşan ve aşırı giden her şey zıttına dönüşür.
1948’de bir türk ressam paris’teki sergide picasso ile karşılaşır. picasso ona, “burada ne işin var senin? senin ülkende resim için çok daha zengin malzeme var” der. bizim ressam, “evet, ama ben buraya anahtarları almaya geldim” diyerek ona mükemmel bir cevap vermiştir(mesnevi’de geçen bağdat’lının mısır’da hazine olduğuna dair bir rüya görüp mısır’a gitmesi ve orada iyice dayak yiyip, hazinenin bağdat’taki kendi evinde gömülü olduğunu öğrenmesi hikayesi ile aynı mana).
allah’a ermek niçin basittir?
çünkü o zaten sende…
peki allah’a ermek niçin çok zordur?
çünkü zaten sende olanı arıyorsun.
zaten sende olanı ararsan, aradıkça aradığın gizlenir, aradıkça o’ndan uzaklaşırsın. cebinde olanı cebinde değil de dışarda ararsan, o arayışın sonu gelmez(bu da yitiğini ev karanlık diye evde değil de, dışarda arayan nasrettin hoca fıkrasının anlamıdır. evet nasrettin hoca ariflerdendir).
dostum gel sana bu yolun en büyük üstadlarından biri olan olan muhyiddin-i arabi hazretlerinden kısa bir yol tarifi sunayım:
her gün hiç aksatmadan 100-500 arası “lâ havle ve lâ guvvete illâ billâh” de. bu söz “tüm görünüşler altında iş gören allah’tır” anlamına gelir.
ve tesbihin manasına dikkat et..allah’ı aramak için seni oraya buraya salmıyor. “zaten her yerde o var, ben de dahil sen de dahil tüm görünümler altında iş gören o’dur” diyor.
tekrar ettikçe bu tesbih tıpkı boyutsal bir matkap gibi iş görür. altbeynini fiziksel boyutundan başlayıp yedi iç boyutuna kadar delme işlemi yapar. arş dediğimiz en içteki ve nihai sınıra ulaştığında tesbihin manası ve nuru altbeyninde açılacak ve yaşantı haline gelecektir. hakka ermek bir bilgi meselesi değildir. bilakis saf yaşantıdan ibarettir.
ayrıca “allah türkçe biliyor, arapça dua etmenize gerek yok” diyenlere de itibar etmeyiniz. sorun bakalım bunu diyenlere, dediklerini yapmışlar ve türkçe dua edip hakka erebilmişler mi? onu da geçtik, o yoldan bir koku olsun alabilmişler mi? peki bu şahısların hiç bilmedikleri ve deneyimlemedikleri bir yol hakkında atıp tutmalarının bir mantığı var mı sizce?
hakka ancak haktan gelen kelimeler ile ulaşılır. bu yüzden beşer kelamı ile zikir yapılmaz. zikir mutlaka ve mutlaka peygamber tarafından bildirildiği şekliyle yapılır. zira her harfin bir titreşim frekansı ve evren üzerinde o frekansa göre bir etkisi vardır. beşer aklının bu hesap kitabı yapması mümkün değildir; ama bir ismi de hasîb(sonsuz ötesi hesaplayıcı) olan allah, o hesabı yapabilir.
örnek: fatiha suresinde “f” harfi bulunmaz. “f” harfi şiddet ve celal içerir. bu yüzden fatiha suresi okuyucusuna sırf rahmet ve cemal olarak yansıma yapar ve tecelli eder.



