Mustafa Kemal’in Sınıfsal Konumu
Mustafa kemal bir burjuva olmadığı gibi, cumhuriyet de bir burjuva diktatörlüğü değildir. her zamanki klişe sol argümanlar… bir ülkede milli gelirin çoğu zirai üretim ve hayvancılıktan sağlanıyorsa o ülke tipik bir tarım toplumudur. bütün tarım toplumlarında temel olarak iki ana sınıf kendiliğinden teşekkül eder. edilgen konumda geniş bir köylü sınıfı ve onları denetleyen bir seçkin azınlık, asilzadeler…
tarım toplumlarında da zanaat ve ticaretle uğraşan burjuvazi vardır elbet, ancak bu sınıf siyasi yapı üzerinde belirleyici değildir. statüleri köylüler kadar olmasa da, düşüktür. seçkin azınlık ise hem askeri, hem siyasi, hem de iktisadi gücü kendi elinde tutar. yapının adı sanı ne olursa olsun, hangi tabelaya sahip olursa olsun bütün tarım toplumlarında gözleyebileceğiniz temel karakteristiklerdir bunlardır.
mezkur yapı, bir sanayileşme hamlesiyle değişip milli gelirin çoğu sanayi, ticaret ve hizmetlerden sağlanır hale gelmedikçe sabit kalır. hatta seçkin azınlık sanayileşme sürecini baltalar veya kendi kontrolü altına almak ister(devletçilik) çünkü ekonomik dönüşümün neticesinde iktidarını kaybedeceğini hisseder.
işte en büyük mesele burada başlıyor. tarım elitinin iktidarını kaybetmemek için “denize düşen yılana sarılır” misali tutunduğu devletçiliği ve yanında eşantiyon olarak benimsediği iki sol propagandayı “solculuk/sosyalizm” gibi yutturmaya çalışması olgusu ile karşı karşıya kalırız. en büyük örnek ecevit…halbuki bunun, kayseri’linin eşeği boyayıp satmasından farkı yoktur.
diğer yandan tarım toplumlarında bütün siyasi çekişme elitin kendi içinde yaşanır. birbirinin kanına ekmek doğrayan zıt kutuplar aslında aynı elitin rakip kanatlarını, hiziplerini oluştururlar ve kendilerine ne ad takarlarsa taksınlar aslında hepsi aynı sosyal sınıfa aittirler. işte bu yüzden türkiye’de sağcısı, solcusu, faşisti, komünisti hep kemalisttir. aslında onlar özde kemalist sözde bayrağını salladıkları ideolojilerdendir.
bakın ayrım yapmıyorum. benim, fikirlerinden büyük ölçüde yararlandığım “necip fazıl” bile o elit sınıfın bir üyesi olmakla diğer görüş temsilcileri ile aynı hizadadır. necip fazıl’ın şiddetle anti-kemalist olmasını şöyle yerine oturtabiliriz. “bir şuurun kendi kendini eleştirmesi, o şuurun dışında olup biten bir şey değildir”



