
Bir kısım solcu kaynaklarda, büyük toprak sahipleri ile onların ezdiği köylü sınıfı arasındaki sınıf çelişkisi olarak ele alınan hadisedir. bizim solcuların ne kadar özürlü olduğunu buradan da anlayabilirsiniz. adamlarda ilim, irfan, tefekkür yok. sadece klişecilik ve şablonculuk var.
zirai üretimle iştigal eden yerleşiklerle göçebeler arasında, asla tevili mümkün olmayan bir çıkar çatışması söz konusudur. bunların, eğer başka bir çare bulunmazsa, karşı karşıya gelmeleri kaçınılmazdır.
göçebelerin şerrinden kurtulmanın bulunabilen tek çaresi de, bunları sınır boylarına yerleştirmektir. böylece yağma ve çapul ihtiyaçlarını sınır ötesinde giderebilirler. yerli halka bir zararları dokunmamış olur.
mezhep ayrımları ise yalnızca mezkur çıkar çatışmasının ideolojik kılıfıdır. yani alevi-sünni çelişkisinin özü göçebe-yerleşik mücadelesidir. dolayısıyla günümüzde bu mezhep ayrılığının geçerli bir altyapısal karşılığı kalmamıştır.
kısacası modern bir sanayi toplumunda alevi-sünni mevzularının yeri yoktur. kötü niyetli çevreler bu meseleyi ne kadar kaşırsa kaşısınlar, eninde sonunda avuçlarını yalayacaklardır.
iran ve şia ise başka bir konudur. oradaki hadise biraz daha modern bir olgu olarak değerlendirilebilir.
iran milli gurur bâbında ortadoğunun fransa’sıdır. tıpkı fransızlar gibi kendilerini üstün bir kültür olarak görürler. dolayısıyla içten içe çok güçlü bir fars/pers milliyetçiliği psikolojisini haizdirler.
hasılı, şia denilen mezhep, günümüzde, fars/pers milliyetçiliğinin ideolojik kılıfıdır. iran pers milliyetçiliğinin bir gereği olan ortadoğuda yayılma ve hakimiyet kurma idealini şiilik üzerinden yürütür.
Hz. Ali sevgisini gerekçe göstererek, Hz. Ömer ve bir kısım sahabeye düşmanlık yapmaları da gene aynı sebeptendir. malumdur ki, iran Hz. Ömer zamanında fethedildi. yani yine pers milliyetçiliği söz konusu.



