Necmettin Erbakan
Türkiye’de çıkmış görüp görebileceğimiz en büyük kalpazanlardan biridir. öncelikle söyleyeyim, milli görüş, adil düzen, ağır sanayi hamlesi falan filan…bunların hepsi laf salatası ve kuru bir söylemden ibarettir. biz işin hakikatine nazar edelim.
bu tayfanın kendi içlerindeki inancı şudur: Türkiye’ye islami bir düzen getirmek için demokratik sistemin imkanları ve örgütlenme özgürlüğü kullanılabilir. yani seçimle iktidara gelip Türkiye’de bir islam düzeni kurmayı hedefliyorlardı.
bu açıdan karl kautsky sol için ne anlam ifade ediyorsa, erbakan’da islamcılara nispetle odur.
ilk bakışta gayet zekice bir plan gibi duruyor değil mi? ancak kazın ayağı öyle olmuyor maalesef.
baştaki niyetiniz her ne olursa olsun, siz sistemin imkanlarını benimsedikçe(kullanmak amacıyla da olsa) sistem de sizi absorbe etmeye ve dönüştürmeye başlar. zaman içinde tamamen düzen içinde erir ve onun renk zenginliğine katkıda bulunmuş olursunuz. bir de bunun üstüne düzenin nimetlerinden istifade etmeye başlayınca ve paranın ve makamın tadına alışınca artık geri dönüşü olmayan bir yola girmişsiniz demektir.
şüphesiz bu tayfa, bütün bunlara rağmen kendilerinin hâlâ ideale bağlı kaldıklarını düşünecekler, yakın çevrelerine de kendilerini saf dava adamı olarak lanse etmeye devam edeceklerdir.
heyhat!
toplumsal ve siyasi vasatta subjektif düşünceler ve niyetlerin herhangi bir önemi yoktur. önemli olan yaptığınız işler, takındığınız tavırlar, benimsediğiniz politikalardır. kısacası, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
peki lafa değil de işe bakarsak, boş sözlere değil de, lisan-ı halin ifşaatına nazar edersek neler görürüz?
düzeni değiştirme ve islamı getirme vaadiyle ortaya çıkmış bir grup şark kurnazı tip,
neye talip olduklarının farkında olmadıkları gibi, onun şartlarından da bihaberler. tabii garibanlar pazarında bu saçmalıklarını yutturacak müşteri mebzul miktarda mevcut.
onların oylarıyla makamlara kurulmak, milletvekili maaşları almak, kamu malını yağmalamak, lüks ve refah içinde yaşamak ne güzel!
işte bunların içyüzü budur ey ahali.
not: burada işin sadece bazı teknik kısımlarına bir parça temas ettim. islamın tatbik edilebilmesi için öncelikle 21. asra göre yeniden yorumlanması yani tecdid/yenilenme zaruretinden hiç bahsetmedim ki, bence bir müslümanın en büyük davası bu olmalıdır. tecdid hasıl olmadıkça gerisi hep hava civa çünkü…



