Oy Vermemeyi Marifet Sanmak
Seçim denen hadise, burjuva kapitalist toplumların halkını uyutmak, gazını almak, onun tercihlerine saygı duyuyormuş imajı vermek için tezgahladığı bir mizansendir. düdüklü tencerenin tahliye kapağıdır…
gerçekte ise arka planda her şeyi çekip çeviren belli siyasi-mali güç odakları vardır. bunlar kamuoyu oluşturma araçlarıyla halkı doldurur ve belli istikametlerde şartlarlar. tabii tek başına şartlama her zaman yeterli olmayabilir. ayrıca menfaat temin etmek de gerekir.
sanayi toplumlarında bu hakim güç odağının yekvücut olması hemen hemen mümkün değildir. ekseriyetle parçalı ve hiziplere bölünmüşlerdir ve bu hizipler birbirleriyle rekabettedirler. bu parçalılık çok partili sistemin sebeb-i hikmetidir. işte bu sebeple, çok partili parlementer demokratik rejimler ancak sanayi toplumlarında var olabilirler.
tarım toplumlarında parçalanmış çoklu güç odaklarının mevcudiyeti için yeterli siyasi ve iktisadi derinlik yoktur. bu yüzden milli gelirinin çoğunu ziraat ve hayvancılıktan elde eden bir ülkede ancak tek bir elit ve hakim zümre bulunabilir. eğer bu zümre herhangi bir nedenle parçalanırsa bu durum geçici ve arızidir. kısa süre sonra hiziplerden biri diğerlerini temizler ve tek güç olur. bu süreç çok kanlı ve acımasız olabilir. çünkü yapı tek bir hakim odağa izin verdiği için siyasi mücadele ölümüne olur. kazanan her şeyi alır, diğerleri yok edilirler kimi zaman bütün ailesi ile birlikte.
sanayi toplumlarında ise bu mücadele sadece oturmamış, henüz stabilize olamamış yapılarda sert geçer. toplum oturdukça, olgunlaştıkça mücadele yumuşar. tarım toplumlarında kelleler giderken, toy sanayi toplumlarında acımasız hapis cezaları görülür. zaman içinde, makamdan azl, emekliye sevk etme veya hafif mahkumiyetler şeklinde mücadelenin şiddeti düşer.
gariban halka çaktırmayın! onlar ülkeyi kendilerinin yönettiklerini sansınlar…
not: bu bir kısmi altyapı analizidir. bir de işin üstyapı boyutu var. ruh ve irfan boyutundan süzülüp gelen genel felsefi bir görüş ki, mevcut iktisadi/siyasi yapıya meşruiyet verir. çünkü insanları kaba güçle ancak bir noktaya kadar hizada tutabilirsiniz. onları ikna eden üzerlerinde ideolojik hegemonya kuran bu felsefe, bu dünya görüşüdür. tabii olarak sanayi toplumlarında bu dünya görüşü de parçalıdır ama yine de genel ortak bir çerçeve sunar.
bu çerçeve, sistemin kırmızı çizgilerini oluşturur. bu çerçevenin dışına taşmaya kalkarsanız size elli türlü yafta yapıştırılabilir mesela terörist vs…ama o sınırlar içinde oynarsanız problem çıkmaz.
bu yüzden, biz müslümanlar olarak ezeli teröristleriz çünkü o çizgileri tanımıyoruz. o çizgiler içinde oynamayı kabul eden ve batıl ölçülere razı olan kimseler kanaatimce müslüman olamazlar. gaflet, şuursuzluk ve zaruret durumları içinde olanlar hariç tutulmak kaydıyla elbette…ama onlar da büyük tehlike içindedirler. her an imanları kayıp gidebilir…



