Tasavvufta kardeş tabirinden murat, kişinin kendisi ile beraber doğan şeytanıdır. onun hep yanında bulunmakta ve kendisini daima şerre ve fesada çekmektedir.
bu manada resulullah (sav) efendimi şöyle buyurdu:
“ademoğlundan her biri ile beraber bir cin vardır (yani şeytan…)”
dediler ki:
-ya resulallah seninle de var mıdır?
şöyle buyurdu:
“evet… vardır. amma, ondan selâmet buldum…
“selâmet…” manasını çıkaran kelime, mütekellim sigası ile gelirse, mana üstte anlatıldığı gibidir.
“şeytanım müslüman oldu…” buyurmuş olabilir ki, bu mazi sigası iledir. meşhur olan rivayet de budur.
burada:
-kardeşin başını kesip öldürmek manasından murat odur ki, ona boyun eğilmeye, küçük tutulup rezil edile…
burada şöyle bir soru sorulabilir:
-insanın kendisinde akıl ve feraset varken neden şeytana mağlup olur ve allahu teala’nın rızası bulunmayan işi irtikâb eder?
bunun için şu cevabı veririm:
-şeytan bir fitne ve bir belâdır. allahu teala, onun kullarına iptilâ ve imtihan için musallat etti. onu kullarının nazarından sakladı ve onun hallerine muttali kılmadı. şeytanı dahi, kulların ahvalini görür eyledi; onların kan dolaşan damarlarında da yürüttü.
said o kimsedir ki, allahu teala’nın inayeti ile bu gibi belânın hilesinden ve mekrinden mahfuz bulunur. durum böyle olmasına rağmen, allahu teala onun hilesini:
“zayıf…”(4/76) olarak anlattı. böylece, saidlere cesaret verip güçlendirdi.
şeytan, allah kuluna yardımcı olur ise tilki hükmüne girer. amma, onun fazlından yardım olmayınca fırsat kollayan bir arslana benzer.
sen bize dil verip de dilberi gösterdin;
tilkiyi sofra diye arslana gösterdin…
bu manada bir başka cevap da şudur:
çok kere şeytan, nefsin arzuları yolundan gelir; o kimseyi, hırs duyulan şeylere çekip götürür. oranın yerli düşmanı olan nefs-i emmarenin dahi muaveneti ile, o kimsenin aleyhine zaruri olarak şeytan güç bulur.
şeytanın hilesi aslında zayıftır. ancak yapacağını, düşmana yataklık yapanın yardımı ile yapar. asıl belâmız da nefs-i emmare olup ruhlarımızın düşmanıdır. yani can düşmanımızdır. bu hasisten başka, kendisine düşman olan hiç kimse yoktur. harici düşman, yapacağını ancak onun yardımı ile yapar.
mana üstte anlatıldığı gibi olunca, yerinde olur ki, önce nefsin başı koparıla… ona boyun eğmekten imtina edilip küçük düşürülüp ihanete uğratıla…
işte kardeşin başı, anlatılan bu cihadın zımnında(arka planında) kesilir ve şeytan hakir, zelil edilir. tarikat salikinin hicabı ve önüne çıkan set işte bu nefsidir.
bu arada kardeş bahis dışıdır. zira o, doğru yoldan çıkıp eğri yola sapanı şerre davet eder.
harici düşmanı def etmek, allah’ın yardımı ile nefse boyun eğmekten halâs bulduktan sonra olur. hem de pek kolay olarak. çünkü:
“kullarım üzerinde senin bir tahakkümün yoktur.”(15/42) mealine gelen ayet-i kerime nefsin köleliğinden halâs olanlara bir müjdedir. ayrıca bunlar ibadeti, mahbub-u hakiki için halis kılmışlardır.
(mektubat-ı rabbani, 445. mektuptan)
not: bu mektupta kısaca diyor ki, kişinin şuuru emmare mertebesinde ise şeytanı aslan gibi güçlüdür ve maneviyatını parça parça eder. kalbi tasfiye olduktan sonra ise şeytan tilki hükmünü alır ve sadece onun hilesine karşı dikkatli olmak yeterli gelir.
içki zina vs. gibi büyük günahlar şuurun emmarede olduğunun göstergesidir veya büyük günah işleyen kimse emmare değilse bile işlediği anda emmareye düşer. ondan sonra aslana yem olur.
demek ki neymiş?
şeytandan paçayı kurtarabilmek için nefsin ıslah olması gerekiyormuş.
nefsin ıslahının asgari seviyesi kalbin tasfiyesidir.
tam ıslahı ise nefsin tezkiyesidir.
kalp tasfiyesi= kalbe ilahi isimlerin nurlarının doğmasıdır. bu noktada acziyet ve ihlas hasıl olur. bundan önce kişinin kullukta samimiyet iddiası boştur. bu noktada çok hata yapılır. çoğu kişi sırf zihni bir kurgu ile samimi olduğunu vehmeder. kalbinde nur yoksa samimiyetin de yok. bunu iyi bil!
nefs tezkiyesi= benin hakikati zuhur eder. enenin aslı hüve olarak bulunur.
bizler kalp tasfiyesini elde etsek yeterlidir. nefs tezkiyesi her babayiğidin harcı değildir.



