Bilincin en ilkel hâli, onun tabiat ve madde seviyesine inişi veya düşüşüyle ortaya çıkar. klasik tasavvuf terminolojisinde bu bilinç için “emmare” tabiri kullanılır.
bu mertebede bilinç kendini tamamen bedene endekslediği için “ben” ve “diğerleri” ayrımı kaskatı bir gerçeklik olarak hissedilir. bilinç tıpkı hayvanlar gibi yalnızca ait olduğu bedeni hayatta tutmaya ve idamesine odaklanır. diğerleri onun için bir anlam ifade etmez. onları hiç umursamaz. hatta yeri gelirse öldürmekten, katletmekten, haklarını gasp etmekten zerre miktar çekinmez. işte bu nedenle emmare yeryüzünde kan döken vahşi bir yaratık hükmündedir.
bilincin emmare mertebesinden kurtulması kolay değildir. emmare bilincin doğal hali hep kendini haklı görmek, her durumda kendini sütten çıkmış ak kaşık bilmek ve suçu hep başkalarına, diğerlerine yüklemektir. emmare kendinin iyi bir insan olduğuna sarsılmaz olarak iman etmiştir. eğer bir takım olumsuz dış şartlar nedeniyle kendini suçlar hale geldiyse bu kesinlikle ters dönmüş bir öfkedir ve başka bir emmare hastalığıdır. bilincin ikinci mertebesinde ulaşılan özeleştiri bilinci ile alakalı değildir.
emmare mertebesi, kusur ve eksikliğin başkalarında olmadığını, ancak kendimizde olduğunu görmek ile aşılabilir. kişi, dış dünyanın kendi iç dünyasının bir yansıması ve projeksiyonu olduğunu idrak etmeli ve tüm gördüğü kusurların aslında kendi bilincindeki eğrilikler olduğunu anlamalıdır. dış dünyadaki tüm insanlar aslında bizim eğitimimiz için görevlendirilmiş oyunculardır veya memurlardır. hepsi bizim bilincimizin haline göre bize karşı tavır almaktadırlar. kişi bu idraka tam olarak vardığında artık emmare dünyasından çıkmış olur. çok büyük bir başarıdır ve büyük bir ilahi lütuftur.
bu noktada müslümanların işi biraz daha zordur; çünkü onlar çarpık bilinçleri gereğince suçu diğerlerine yüklerken, bir başka suç daha işlerler. bunu bir ayete, hadise veya bir sahabe kıssasına dayandırırlar. bu şekilde emmare dünyalarını ayetten, hadisten ördükleri duvarlar ile tahkim ederler. bir daha da oradan çıkamazlar. çıkacak gibi olduklarında emmare bilinci onları “allah’a isyan ediyorsun” diye korkutarak geri döndürür.
tabii pek çok kişi burada şaşıracak ve “müslüman olmayan birinin emmareden kurtulması nasıl söz konusu olabilir? böyle bir şeyi biz hiçbir islami kaynakta görmedik” diyecektir. evet müslüman olmayan biri de emmare seviyesinden kurtulabilir. fakat bu sadece suret ve enerji boyutu itibariyledir. onda nur kesik olduğu için, hakikati olmayan içi boş kabuk hükmündedir. ancak yine de ortada yükselmiş bir bilinç vardır ve elbette onun getirileri olacaktır. o kimse sureten de olsa daha düzgün bir insan görünümünde olacaktır. sureten olması ise o kimsenin nuru olmadığı için ahirette nasipsiz olması anlamına gelir.
üzerinde hassasiyetle durulması gereken nokta şudur ki, özeleştiri yapan bilinç, objektif bir biçimde kusurlarının, eksiklerinin farkında olur, onları tespit eder; ama çeşitli duygusallıklara girmekten kaçınır ve sakince onları gidermeye çalışmakla yetinir. daha önce de belirtildiği gibi, kendini ölesiye suçlamak, suçluluk psikolojisine girmek, kendine kahretmek gibi tutumlar ağır emmare hastalıklarıdır. bunlardan şiddetle kaçınılmalıdır.



