Madem Bira İçiyorsun Neden Domuz Eti Yemiyorsun
Tasavvufla iştigalim esnasında şu kuralın olmazsa olmazlardan olduğunu net olarak anladım:
“yapabildiğini yap; kaçabildiğinden kaç”
yapabildiğini yap= şeytanın ve nefsin hiçbir desisesine kapılmadan elinden gelen her türlü olumlu fiili, işi, iyiliği, ameli küçük büyük demeden yap. zira şeytan seni ümitsizliğe sevk etmek, yeise düşürmek ve saptırmak için “uğraştığın şeye bak, sen daha şu şu kötü işlerden vazgeçemedin, bir de güya üste çıkmaya çalışıyorsun; hadi oradan densiz!” şeklinde hitap edecektir. şeytanın bu veya bu minvaldeki sözlerini kâle almıyor ve iyi, güzel, doğru adına elimizden ne geliyorsa yapıyoruz. bunları yaptıktan sonra kendimize pâye çıkarmıyor ve bunların standart bir insan davranışı olması gerektiğini düşünüyoruz.
kaçabildiğinden kaç= negatif fiil, davranış, söz, amel düşünce adına ne varsa bizde, terk edebildiğimizi derhal bırakıyoruz. terk edemediklerimizi de bir gün bırakmaya azmediyoruz. bu noktada şeytan bize bir tür “battı balık yan gider” psikolojisi aşılamaya çalışacaktır. şeytanın telkinlerine hiçbir şekilde itibar etmiyor ve terk edebildiğimiz küçük büyük her olumsuzluğu kâr olarak görüyoruz.
son tahlilde kuran’ın bir benzetmesi halinde belirteyim ki, bu iş aynen ticarete benzer. bir işletme yönettiğimizi düşünebiliriz: kayıp kaçak(negatifler/günahlar) oranını ne kadar azaltırsak ve işletme gelirini(pozitifler/sevaplar) ne kadar artırırsak o kadar kârdayız demektir.
eğer “yapabildiğini yap; kaçabildiğinden kaç” ana prensibini şeytanın telkinleri ile uygulamaya sokamazsak, işletmemiz kısa süre içinde iflas edecek ve bizi manevi bir sefalete düşürecektir ve şeytan bu halimize kahkalarla gülecektir.



