Şefaat Ya Resulallah Demek Şirk Midir
Evliyadan bir zat besmelenin tefsirini yaparken besmeleye, “insan-ı kâmil’in adıyla başlarım” gibi bir mana veriyor. bu tefsir orada bulunan talebelere çok ağır geliyor ama ses çıkarmıyorlar.
başka bir veli zata gidip durumu haber veriyorlar. o zat da “hocanız, ismin değil lafzın tefsirini yapmış” diyor. marifete bakar mısınız? bir cümle ile kainatın tüm sırrını ortaya dökmüş o zat.
su > lugatta bir kelime.
su> h2o denen ve hayatın müsebbibi olan sıvı.
“su” kelimesi ile onun işaret ettiği h2o molekülü aynı şey değil.
işte varoluş da aynen böyle…
tüm kainat Allah esmasının açılımıdır. Allah esmasının işaret ettiği ise mutlak gayb ve meçhuldür.
dikkat edelim kainat Allah ismi ile işaret edilenin sözüdür ve kainat Allah isminin bir açılımıdır. Allah ismi tüm sair esmayı kapsar ve birer eriyik olarak kendi içinde bulundurur; hakîm, alîm, nur, hay, kuddüs vs. tüm ilahi isimler…
dolayısıyla kainat dahi Allah isminin tafsili olduğundan, onun içinde tüm esma gözükür. mesela tüm canlılar hay esmasının tezahürüdür. tüm güzellikler latif, cemil gibi esmaların açığa çıkışlarıdır. müntakim(intikam alıcı) esması ise suçluları yakalnmasına ve ceza görmesine yol açar. şimdiye dek ne kadar yakalanmış ve ceza görmüş suçlu varsa, müntakim isminin bir cilvesidir. faraza bu esma olmasaydı suçlular ellerini kollarını sallayarak gezerlerdi.
Allah isminin kapsamında mudil(yoldan çıkaran, saptıran) esması da vardır. bu esma olmasaydı şeytan da olmazdı. bilinen bilinmeyen Allah’ın tüm esması bu şekildedir ve kainat esasen esmaların somutlaşması ve görünür olmasından ibarettir. bu görünür olma durumu da yine Allah’ın zâhir isminin gereğidir.
tüm kainat bir daire ise çevreyi esmalar oluşturur. çevrenin toplu olduğu merkezdeki nokta ise Allah esmasının kendisidir.
işte kritik nokta burasıdır. zira kainattaki tüm varlıklar esmalardan üç beş tanesini gösterebilir. mesela bir ağaçta hay, cemil, musavvir, hâkim vs. gibi esmaları görebiliriz; ama kainatın hiçbir varlığı Allah esmasını gösteremez; insan hariç.
evet insan daha doğrusu insan-ı kâmil, Allah ismin mazharıdır. işte tam bu nedenle halife odur. halife ne demek? yerine geçen, temsilcisi olan, onun vekili ve naibi olarak iş gören…insan-ı kamil böyledir. o varoluşun kalbi, merkez noktası, kainatın gözbebeğidir. dairenin çevresi bilse de bilmese de, istese de istemese de merkezdeki noktaya secde halindedir. (mesela dünya güneşe; ay dünyaya secde halindedir). bu yüzden tüm kainat insan-ı kâmil’e secde eder. insan-ı kâmil bu secdeyi kendinde tutamaz çünkü kendi başına, kendisiyle kaim bir varlık değildir ki, secdeyi kabul etsin. o ancak Allah ismi ile işaret edilen tarafından var edilmiş ve el an onun tarafından varlığı devam ettirilmektedir. dolayısıyla tüm övgüler, tüm sevgiler otomatikman gölgede tutunamayıp aslına gider.
bir misal: rızkımı patronum vermiyor Allah veriyor.
bu söz elbette doğrudur; ama sen rızkımı hakikatte Allah veriyor deyip patronunu hiçe sayıyor musun? ona saygı göstermeye devam ediyorsun değil mi? çünkü hâkim olan zat, sistemi bu şekilde kurgulamış.
kuralımız şudur: sana ulaşan maddi manevi tüm nimetler için kalbinden Allah’a şükret. iç dünyanda asla Allah’tan başkasını görme. dışından ise sana nimetini ulaştırmakta vesile kıldığı şahsa teşekkür et. eğer vesile olan şahsa teşekkür etmezsen Allah’ın zâhir ismini muattal bırakmış olursun. aslında hiçbir sırrı yok ve bu anlattığımız çok basit bir gerçek.
sonuç: biz suyun bile şefaatine başvurup duş alan insanlarız. peygamberin şefaatine niçin başvurmayalım? peygamberin şefaati demek onun ahlakına bürünmek demektir. kişi onun ahlakına büründükçe üzerine nurlar yağmaya başlar. işte bu peygamberin ona şefaat etmesidir.
(bkz: şirk/#111547849)



