Sırf İnanmadığın İçin Ebediyen Yakılmak
Babamın ameliyat olması gerekiyordu. haliyle refakatçi olarak ben kaldım yanında. iki üç gün boyunca sandalyelerde uyukladım.
son gün odadaki bir hasta ayrıldı ve yatağı boşaldı. o yatak gözüme nasıl görünüyor biliyor musunuz?
derken başka bir hastanın refakatçisi hızla hamle yapıp yatağı kaptı. esasen yatağa ben yakındım. istesem kapabilirdim. ancak onun yaşı benden büyük; onun daha çok ihtiyacı var dedim ve hamle yapmadım.
sonra şöyle düşündüm: eğer önce davranıp yatağı ben kapsaydım bedenimi dinlendirecektim belki; ama bir ömür boyu ruhum acı çekecek ve vicdan azabı yakamı bırakmayacaktı. bir gece bedensel acıya sabrettim. karşılığında ebedi bir vicdan ferahlığı elde ettim. evet bir gecelik fiziksel acı çekip ebedi bir ateşten kendimi kurtardım.
herkes kolaylıkla anlasın diye bu örneği verdim. daha nice konular var ki, insan vicdanın kanunlarını yerle bir ediyor ve ruhuna ebedi ateşler salıyor.
“ama ben o dediklerinden bol bol yaptım, hiç acı falan çekmiyorum” deme…
vicdanın kuralları herkes için geçerlidir. çiğnersen yanarsın. alkol ve benzerlerine niçin meylettiğini sanıyorsun?
diğer gaflete daldırıcı dünyevi işler yetmediğinde, daha fazla uyuşmak ve ateşin azabını hissetmemek için müracaat ediyorsun alkole.
marifetullah; yani Allah’ı bilmek ve tanımak…insanın varoluş nedeni bu.
insan için en büyük mutluluk, varoluş gayesi doğrultusunda çalışmaktır. en büyük azap da o gayeden yüz çevirmektir. o gayeden yüz çevirenin ruhu ateşler içinde kalır. hem de ebedi olarak.
şimdilik belki o acıdan çeşitli gaflet ve uyuşma yöntemleriyle kurtulursun. ama öldüğünde o imkanların olmayacak. tüm çıplaklığı ile ateşle baş başa kalacaksın.
yani neymiş?
kimse seni yakmıyormuş.
kendi ateşini kendin tutuşturuyormuşsun.
allahümme ecirnâ minennar
( Allah’ım bizi ateşin azabından koru)



