Ruh

Ölenler Nereye Gidiyor

İnsanın hakikati ruhtur. tek bir ruh.

ruh belli bir marifete yani allah’ı bilme ve tanıma mertebesine sahipti. o mertebede tıpkı bir melek gibi sabitti. daha yüksek mertebelere çıkamıyordu. ancak ruhun allah’a iştiyakı çoktu. o’nu daha çok tanımak ve o’na daha çok yaklaşmak istiyordu.

bu şiddetli talebi olumlu karşılık gördü ve ona dünyaya inme ve fizik bedenlere bağlanma izni verildi. böylece ona allah’ı daha çok tanımak için gerekli imkan verilmiş oldu. zira dünya ortamı son derece düşük titreşimi nedeniyle evrenin bodrum katı ve mezbelesi hükmündeydi ve diyalektiğin işlemesi için gerekli tüm zıtlıkları bünyesinde barındırıyordu.

ruhun bağlandığı veya binek edindiği fizik beden dahi tıpkı bu ortamın tabii canlıları olan sair hayvanat cinsindendi. evet, ruh süvarisinin bineği tipik bir hayvandı. diğer hayvanlar gibi tabiat seviyesinde düşük bir bilince sahipti. onda yeme, içme, üreme içgüdüleri hükümran durumdaydı.

ruh, artık bineğinin de ihtiyaçlarını düşünmek zorundaydı. bu bir noktadan sonra bineğin bilinç düzeyine düşmek ve onun rengine girmek ile sonuçlanıyordu. işte biz bu düşmüş ruha emmare bilinç diyoruz; çünkü artık o kötülüğü emrediyordu. fizik bedenin ihtiyaçlarını karşılamak için hiçbir şeyi umursamıyor ve o fizik bedene odaklanıp diğerlerine zulmetmekten çekinmiyordu. hak hukuk tanımıyordu.

ruh ile fizik beden arasındaki tampon yapı ise enerjetik beden idi veya ona nefs beden de diyebiliriz. eskiler ona hayvani ruh da demişlerdir. bu yapı olmasaydı, ruhun bedene bağlanması mümkün olmazdı. zira ruh ve bedenin titreşimleri arasında çok büyük uçurum vardı. ayrıca bu enerjetik beden, fizik bedenin ölümünden sonra devamlılığı sağlıyordu ve o fizik bedenin tüm bilişsel birikimini taşıyordu.

bu anlamda sadece insanlar değil hayvanlar dahi ölümsüzdür. bir bitkinin sonbaharda hayatının tüm hasılasını taşıyan bir tohumu bırakıp gitmesi gibi, tüm hayvanlar öldüklerinde geriye bu enerjetik yapıyı bırakırlar. bu enerjetik beden sahip olduğu titreşim frekansına göre enerjetik boyutta kendine uygun bir dereceye yerleşir.

insanın hakikati ruhtur dedik. evet, her bir insan ferdi gerçekte düşmüş bir ruhtur; hayvan seviyesine düşmüş bir ruh… sair hayvanat ise tabiat seviyesinde yaşayan otomat biyolojik organizmalardır. onlarda ruh(insani ruh) olmadığı için diyalektik işlemez ve hiçbir şekilde gelişmeleri söz konusu olamaz. bu yüzden bin yıl önceki kedi ile şimdiki kedi arasında hemen hemen hiçbir fark yoktur.

insanlarda ise tetikleme yapıldıktan sonra ruh-beden çatışması başlar ve diyalektik tüm şiddeti ile işler. tetikleme dediğimiz işlem peygamber dediğimiz kendi hakikatine ermiş kişilerce gerçekleştirilir. peygamberler insanlar içinde çok özel kabiliyetleri nedeniyle öz hakikatlerine kendiliğinden ulaşabilen zatlardır. sair insanlarda ise peygamberlerden kıvılcım gelmedikçe kendi hakikatlerine ulaşma yeteneği bulunmaz. o yüzden peygamberlerden kıvılcım alamayan ruhlar, hayvan mertebesinde kalırlar. peygamberler olmasaydı medeniyet olmazdı.

isnetus 21.08.2019 09:23

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu