En Büyük Günah
Günah, senin hakikat mertebesine ulaşmanı engelleyen, sana bariyer olan ve istikametten ayrılmana neden olan her şeydir.
bu durumda esasen en büyük günah kişiye göre değişkenlik gösterebilir; zira biri için çok büyük bir sapmaya yol açan bir günah, diğeri için o kadar güçlü bir etki göstermeyebilir.
eğer bana hakikat yolunun başındakiler için genelde en büyük engelleyici, ilerlemeye set çekici, nefs-i emmare çölüne kazık çaktırıcı günah nedir diye soracak olsaydınız, size çekinmeden “hasettir” derdim. haset, başkasındaki nimeti, vasıfları kıskanmak, çekememek gibi anlamlara geliyor.
başlangıçta sıradan insani bir özellik gibi görünse de, eğer çekememezliği çok yönlü olarak irdelemeye başlarsak, işin pek büyük itikadi sapmalara doğru gittiğini ve hasedin insanı tevhid şuurundan uzaklaştırdığını görebiliriz.
zira insanlar arasındaki taksimat ezelde yapılmıştır. mutlak adalet ve mutlak hikmet sahibi bir zat tarafından her türlü etken göz önüne alınarak takdir edilmiştir. kişi haset etmekle adeta hikmet-i ilahiyeyi zan altında bırakmaktadır. “allah’ım buna o zenginliği, şuna o zekayı vermekle hata yapmışsın; aslında bana vermeliydin” demiş olmaktadır. böyle bir cüretin sonuçlarını artık varın siz düşünün.
tevhid anlayışından perdelenme ise belki de işin daha vahim kısmıdır. insanlar boş aynalar gibidirler. o aynalarda ilahi isimler yansıma yoluyla açığa çıkarlar. aslında tüm aynalarda görünen aynı zat ve onun özellikleridir. Allah, kimi aynada kendini o şekilde, kimi aynada da bu şekilde ortaya koymuştur. gören ve görünen o’dur nihayetinde. işte haset kişiyi böyle yüksek bir şuur noktasına çıkmaktan da alıkoyar. bilinci sadece kendi aynasına odaklı kılar ve kişiyi kainat çapında bir nimete kavuşmaktan mahrum bırakır. zira tevhidi idrak eden kimse, bir nevi tüm kainatın sahibi pozisyonuna yükselir. sadece “o” ve “o”nun yansımaları varsa, ben de o’nun bir yansımasıysam…
o halde dostlar, bir kimsede para, makam, zeka, bilgi, marifet vs. gibi bir nimete şahit olursak, hemen maşaallah diyelim; şeytanımızın ve nefsimizin yani karanlık kişiliğimizin kalbimize attığı hasetlik duygusunu savuşturalım. “Allah kime ne vereceğini daha iyi bilir” diyerek bu hastalığımızı yenelim. eğer sürekli bu şekilde çalışmaya devam edersek, haset denen bu illetten kurtulmamız kesinlikle vaki olacaktır.



