
Kaynağı derin bir korku ve kaygıdır.
çünkü bulunduğu bilinç düzeyinde evren ona tam bir kaos ortamı olarak görünür. evrendeki her şey tamamen başıboş işlemektedir ona göre.
dünyaya rastgele bir meteor çarpması ve tüm insanlığın bir anda yok olması işten bile değildir. sokakta yürürken köşeden bir tinerci çıkıp bıçağı saplayıverir vs.
normalde insanların çoğu bu bilinç düzeyindedir ve daima yoğun bir kaygı ve korku hissetmeleri gerekir. ancak hayatın rutini onlara bir gaflet verir de o korkularının çoğu örtülü kalır, az bir kısmı ise ince bir sızı benzeri hissedilir. ancak ne zaman ki bahsi geçen olaylardan birini işitir, işte o zaman tüm korkusu tetiklenir ve açığa çıkar.
o anda tüm suçu poliste, adalet sisteminde, idarecilerde görür ve onlara ölçüsüz bir şekilde eleştiri yöneltir. avrupa’da amerika’da insanların güven içinde olduğunu düşünür(bunun aksi olan bir takım haberler kendisine ulaşınca şaşkınlıktan dili tutulur, öylece kalakalır; çünkü dünya görüşü çökmüştür).
korkan kişinin çevreyi kontrol etme girişimi bir savunma mekanizmasıdır. eğer çevreyi dikensiz gül bahçesine çevirebilirse, kendini güven içinde hissedecek ve o derin korku ve kaygısından kurtulacaktır.
ancak çevreyi kontrol girişimi tam tersi bir duruma yol açar. korkuyu ve kaygıyı azaltmak bir yana büsbütün artırır. zira insanın çevreyi, evreni kontrol edebilmesi imkansızdır. bunu her deneyişinde hayal kırıklığı ve daha da alevlenmiş bir korku ile baş başa kalır. böyle bir kısır döngüde cehennem azabı yaşar. evet korku cehennem alevlerinden bir alevdir.
daha yüksek bilinç düzeyine çıkmadıkça bu ateşin sönmesi söz konusu değildir. eğer kişi üst bilinç mertebelerine yükselebilirse, o zaman alemdeki her işin tanrının kontrolünde olduğunu ve o dilemedikçe kendisine asla bir zarar ulaşmayacağını görür. zararın ulaşması ise kendi kusurlarına bağlıdır veya sırf tanrının takdiridir ki, o da kulun terbiyesi icabıdır.
sonuç: bize düşen elimizden geleni yapıp, gerisini allah’a bırakmaktır. elimizden geleni yapmazsak, allah’tan yeterince istememiş oluruz. malum olduğu üzere genelde istemeyene verilmez. neticeyi allah’a bırakamazsak da, kendi cüzi gayretimiz ile sonuç alacağımızı düşünmüş oluruz ki, büyük kusurdur.



