Bir arkadaşımızın “yalan” konusundaki tefekkürü:
bitki olsun hayvan olsun cansız varlıklar olsun hepsi kendi derecelerince Allah’tan haberdardırlar.
mesnevi’de okumuştum, mevlana hazretleri diyordu ki; susayınca içtiğin su bile Allah’ı bilir ama sen suda sadece kendini görürsün…
insan bu yüzden çok cahil ve nefsinden dolayı çok yalancı. ego(nefs) tek varlığın Allah olduğunu bilse de, yok olmayı kabullenemediği ve kendine yediremediği için, hakikati yalana tercih edip Allah’ın birliğini itiraf edemiyor. bu yüzden insandan daha yalancı bir varlık yok bu alemde…(ego yok olduğunda Allah görünür oluyor. ego en büyük perde)
peygamber efendimize (s.a.v) sorulmuş:
müslüman hırsızlık yapar mı? evet günaha girmiş olabilir, yapabilir demiş peygamber efendimiz. müslüman zina yapar mı? yapabilir manasında sükut etmiş. yapabilir demeye dili varmamış. peki müslüman yalan söyler mi? efendimiz bu sefer derhal “hayır! müslüman yalan söylemez” buyurmuştur. belki de burada bildiğimiz anlamın yanında yalanın nihai noktası da kastedilmiştir. Allah’ın bir olduğunu itiraf edememektir yani…
Peygamber efendimiz (s.a.v) özellikle yalan söylemek konusunda çok hiddetlenirmiş, Allah’ın şirk günahını affetmemesi gibi…
oturuşumuz kalkışımız konuşmamız fiillerimizle her halimizle tevhidden uzaksak eğer; demiş oluyoruz ki, evet benim bir varlığım var, evet ben Allah’ın karşısında bir varlık iddia ediyorum. böylece en büyük yalanı söylemiş oluyoruz… (halbuki mülk Allah’ındır. bizim varlıklarımız da buna dahildir)



