Tek bir güneş var.
bütün aynalara, mazharlara yansıyıp suretini* ve renklerini* bırakan o.
bütün aynalarda, asıl-gölge kademelenmesine rağmen, iş gören, renk veren o.
her yerde, her zaman, yapan o; eden o; seçen o.
ikinci bir yapıp eden yok. “lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” bu demek zaten.
eee…öyleyse ben kimim?
anla artık benim kim olduğumu!
o zaman bu cehalet niye?
mazhardaki/aynadaki ben, mutlak ben değil; aynanın yansıtma kabiliyeti ile sınırlı ve kayıtlı bir ben. hatta ve hatta kendimizi bütünden ayrı gördüğümüz benliğimiz sırf bir zan ve cehaletin ürünü.
o yüzden dışarda tanrı arayan halt eder.
ayrıca bir irade arayan da yine büyük yanılgı içine düşer.
peki cüzi irade dedikleri ne? eskiler ayrıksı bilinç sahiplerine meseleyi ancak bu şekilde anlatabilmişler; daha doğrusu bir hakikati onların aklına ancak böyle yaklaştırabilmişler.
sonuç: “lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” tesbihini çok yapınız.



