Tanrının Geçmişi Değiştirememesi
Nedir zaman, nedir?
bir su mu, bir kuş mu?
nedir zaman, nedir?
iniş mi, yokuş mu?
bir kuş olduğumuzu farz edelim. 10 metre yükseklikte iken gördüğümüz alan bellidir. 100 metre yüksekliğe çıktığımızda ise görüş alanımız kat kat genişler ve çok daha büyük bir alanı görürüz.
nihayetinde ne kadar yükseğe çıkarsak gördüğümüz alan öncekinin karesi küpü oranında artarak gidecektir.
“şimdi”yi veya “an”ı kuşun gördüğü alan sayın. ne kadar yükseğe çıkarsak, “an”ın kapsamı o kadar genişlemektedir. mesela 100 metredeki kuşun “an”ı, 10 metredeki kuşun hem şimdisini, hem bir kısım geçmişini ve geleceğini kapsayacaktır.
en yukardaki kuş yükseldikçe diğerlerinin geleceğini ve geçmişini kendi “an”ına dahil edecektir. bir başka deyimle alttaki kuşlar için geçmiş veya gelecek olan en yukardaki kuşumuz için “şimdi”dir.
insan şuuru da aynen böyledir. yükseldikçe onun “an”ının kapsamı genişlemeye başlar. geçmiş ve gelecek onun için “şimdi” gibi olur. hepsini gözüyle görür. nihayet arşa, en zirveye çıktığında onun “an”ı, varoluşu tümüyle kapsar ve evreni başından sonuna kadar tek bir anda müşahade eder.
Peygamberler bize nasıl haber veriyor sanıyorsunuz. elbette gözleriyle gördüklerini bildiriyorlar bize. bizi hayale veya zihni bir tasavvura çağırmıyorlar. basiret üzere yani bizzat görerek gerçeğe çağırıyorlar.
“de ki, bu, benim yolumdur. bir basiret üzere Allah’a davet ederim” (yusuf suresi 108)
düşünün, insan bile tek bir “an”ın tüm varoluşu kapsadığı şuurun zirve noktasına ulaşabiliyor. “tanrı geçmişi değiştiremez” demek abestir. o’na göre tek bir an vardır. belki o bile değil de, bizim aklımız ancak bu kadarına erebiliyor.



