Çocukken haftalar bana asırdı;
derken saat oldu, derken saniye…
ilk düşünce, beni yokluk ısırdı:
sonum yokluk olsa bu varlık niye?
yokluk, sen de yoksun, bir var bir yoksun!
insanoğlu kendi varından yoksun…
gelsin beni yokluk akrebi soksun!
bir zehir ki, hayat özü faniye..
(nfk)
“yokluk, sen de yoksun,bir var bir yoksun”= bütün kainat zikir/tesbih/titreşim halindedir. hatta iki varlık arasındaki fark yalnızca titreşim frekansının değişik olmasından ileri gelir. titreşim ise var-yok şeklindedir. bilgisayar da aynı prensiple çalışır(0,1,0,1)
kelime-i tevhid’in birinci kısmı(la ilahe) nefy, yokluk kısmıdır. eğer hakkı verilerek söylenirse bu bölüm insanı yok eder, yokluğa salar, sıfır konumuna ulaştırır, öldürür.
“insanoğlu kendi varından yoksun”= insandaki varlık yokluk neviindendir. bir zandan ibarettir. bir aldanıştır. insanın varlığı bi hayalden, vehimden, kuruntudan ibarettir. yokun yok edilmesi insanı gerçek varlığa ulaştırır.
“gelsin beni yokluk akrebi soksun”= akrep, çok fazla yakın olmak demektir. allah’a yakınlık insandaki vehmi varlığı yok etmekle mümkündür veya o’na yaklaşan kimsedeki varlık eriyip yok olur. tıpkı güneşe yaklaşan bir cismin eriyip buharlaşması gibi.
“bir zehir ki, hayat özü faniye” = Allah’a olan yakınlığın insandaki nefsi yok etmesi sebebiyle, burada yakınlığın akrebin zehrine teşbih edilmesi söz konusu. zaten akrep de yakınlık demek. çifte teşbih..
aynı zamanda “fâni” kelimesinde çoklu sanat var(şimdi edebiyattaki karşılığını hatırlayamadım, kinaye miydi, neydi…)
fâni hem ölümlü insana hem de “fena” makamına bir gönderme.
yani fena bul ki, gerçek hayatı bulasın. ölmeden önce öl ki, ölümden kurtulup hakiki hayata eresin, demek istiyor.
işte bu manalar silsilesi yüzünden, genelde sıddıkiyet makamına ermiş büyük zevat şu veya bu şekilde zehirlenme olayı yaşarlar. hemen olmasa da, daha sonra bu zehrin tesiri ile hayata veda ederler.
zehir ve zehirlenmek sıddıkiyet alametidir.
sıddıkiyet, peygamberlikten sonra en yüce makamdır ve şehitliğin üstündedir.



