
Düşsen Seni Ayağa Kim Kaldırır
“Kendi gibi bir yaratılmışa güvenen melundur(lanetlidir)” der abdülkadir geylani hazretleri.
insanlar ve diğer tüm mahlukat hakkın elinde kuklalar gibidir. hepsinin ipi o’nun elindedir.
bir kukla kendi zatı itibariyle ölü, cansız ve hiçbir gücü olmayan bir varlıktır. kendisine bile faydası olmayanın sana nasıl faydası olacak ki? (lâ ilâhe illallâh manası).
tüm mahlukatın iplerini elinde tutan hak, o kuklalar arcılığıyla sana hayrı veya şerri dokundurur. kuklalar elinden sana hayır ve şerri ulaştırır. evet hak, çoğunlukla kuklaları yani mahlukatı aracı olarak kullanır tüm işlerinde; ama o aracısız ve bambaşka yollarla da sana dilediğini ulaştırmaya kâdirdir. yani hakkı hiçbir şekilde sınırlamak doğru olmaz.
“düştüğümde beni kardeşim kaldırdı” veya “falanca filanca kaldırdı” dersek, puta tapmış oluruz. hayır bizi falanca filanca eliyle düşüren, zelil eden hak olduğu gibi; falanca filanca eliyle veya bir olayla veya bambaşka bir yolla kaldıracak olan yine haktır.
insanları veya aracıları güç sahibi zannedip onlara başvurursak halt etmiş oluruz. ancak onların hepsinin hakkın vesileleri olduğu idrakıyla insanlara veya mahlukata gidersek iş değişir. bu durumda düşüncemiz şu olmaktadır: “ben dış planda bu vesileye başvuruyorum. belki de allah bu kuklanın elinden bana yardım ulaştırmayı dilemiştir”.
eğer umduğumuza kavuşursak, o zaman içimizden direkt hakka teşekkür ediyoruz ve tüm nimeti ondan biliyoruz. ancak o nimeti aracı kıldığı şahsa da teşekkür etmeyi ihmal etmiyoruz. zira kula teşekkür etmeyen, hakka da şükretmiş sayılmaz.
peki niçin böyle?
çünkü allah’ın isimlerinden bir tanesi bâtın ise, diğer ismi de zâhir’dir(bâtın: iç, zâhir: dış). iki esmanın da hakkını vermemiz gerekiyor.



