Cennet ve CehennemAkıl- ÜstbeyinDin, Evrensel Düzen ve SünetullahDünya ve AhiretEsma-ül Hüsna ve TecellileriPeygamberler

Cehennem 10

Tahtında oturan aksakallı bir tanrı var. o tanrı ahirette emirlerini dinlemeyenlere çok öfkeleniyor ve etrafında pır pır uçan meleklerine emrediyor:

“atın şu alçağı ateşe. beni dinlememek neymiş görsün. sonsuza kadar yansın cehennemde”…

halbuki öyle bir tanrı yok.

zaten peygamber efendimiz, “allah’ın zatını düşünmeyin, yarattıklarını tefekkür edin” diye bizleri uyarmış. zira zat mertebesi insan aklının alabileceği veye fikir yürütebileceği bir yer değildir. eğer bu kapı zorlanırsa, o zaman hayali bir ilah zannına düşmek çok kolay olur. ondan sonra “asker arkadaşım tanrı” modunda ve hakikatten fersah fersah ötede yaşar gider insan.

allah’ın zatı denilince derhal hatırlamamız gereken bilgi şudur: “allah’ın zatı mutlak meçhuldür; hiçbir ilimle mâlum ve hiçbir hükümle mahkum değildir”.

o yüzden bizler allah’ın zatını düşünmüyoruz. onun yerine kainat denilen ilahi isimlerin yansımasıyla oluşmuş muazzam düzene odaklanıyor ve onu anlamaya, çözmeye çalışıyoruz.

kainat denilen bu düzen tıpkı kanunları nizamları olan bir devlet gibidir. bu evrensel yapıya “devlet-i aliye-en büyük, en yüce düzen” denmektedir. gerek insanlar, gerekse de toplumlar evrensel düzenin kurallarına uymakla yükümlüdür. uymadıkları takdirde, ters düştükleri her bir kural için cezaya çarptırılacaklardır.

bir kimse evrenle uyumlu olmayan her inancı, itikadı, kabulü ve fiili için zorunlu olarak bedel ödemektedir. oldukça acılı ve çileli olan bu bedel ödeme sürecine cehennem adı verilmektedir.

acı ve çile kişi meselenin doğrusunu idrak edene kadar sürmektedir. ne zaman ki kişi acı çektiği meselenin hakikatini idrak eder, işte o anda ateşi sönmekte ve artık ateş ona serin olmaktadır. işte bu şekilde tüm insanlar her bir yanlış inanç, itikat ve kabulleri için, işin doğrusunu anlayana kadar, acı çekecek veya yanacaktır.

bu noktada hiçbir insan ferdinin asla bir imtiyazı yoktur. kim hangi noktada bâtıl bir inanca düşmüşse mutlaka ama mutlaka o meselenin ateşinde kavrulmaya mahkumdur ve bu yanma süreci yine çoğunluğun sandığı gibi ahirete inhisar etmiş de değildir.

kişi henüz dünyada iken bâtıl kabullerinin ateşine maruz kalmaktdır. örnek: hasetçi birinin dünyasını düşünün. o kişi rahat rahat köşesinde oturmak varken, başkalarının nimetlerini kıskanır. o hasedin ateşi ile kavrulur durur.

en akıllı insanlar cehennemi dünyada iken geçenlerdir. onlardan daha az aklllı olanlar da kabir boyutunda cehennemi geçerler. kabirde dahi cehennemi geçemeyenlerin işi mahşere ve sonrasına kalır.

kısacası herkes ama herkes, hiçbir ayrım gözetilmeksizin evrenin gerçeklerini kabul etmek ve aykırı görüşlerinden de arınmakla yükümlüdür. kişi aykırı görüşlerinden kurtuluncaya kadar kaçınılmaz olarak yanacak ve acı çekecektir.

mesela hitler veya stalin için bile tüm bunlar geçerlidir. onlar dahi tam olarak hakikate teslim oluncaya kadar ateşleri kesinlikle sönmeyecektir. hakikate ulaştıklarında ve her işin doğrusunu idrak ettiklerinde artık ateş onlar için serin olacaktır.

peki ya cennet?

cennet nur boyutuna geçebilenler içindir. o da nur boyutunun elçilerine yani peygamberlere uyanlar için söz konusu olur. nurani açılım sağlamış olanlar günahlarının yani bozuk inanç ve fiillerinin bedelini dünyada veya kabirde veya mahşerde veya cehennemde ödedikten ve o çarpıklıklardan tamamen arındıktan sonra nurani boyuta geçiş yaparlar.

nur boyutuna geçemeyip nar yani enerji boyutunda kalanların, tüm çarpık inançlarından kurtulduktan sonra, evet yanmaları artık söz konusu değildir; ama yine de onlara acı veren iki şey baki olarak kalır:

1. cennete ebediyen giremeyecek olmalarıdır. zira peygamber efendimizden yüz çevirerek o şansı dünyada iken tepmişlerdir.

2. kendilerine selamet sözü verilmemiştir. yani teorik olarak her zaman tekrar azaba uğrama ihtimalleri vardır. azap bitse de azaba uğrama korkuları daimidir. oysa nur boyutuna geçenlere, “selamun kavlen mirrabbir rahıym- çok şefkatli rabbinizden size selam(esenlik, güvenlik) sözü vardır” hitabı gelmiştir. bu söz onlara artık ebediyen selamette olduklarını müjdelemektedir.

isnetus 31.08.2023 12:58

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. Selamünaleyküm İsnetus,
    Senin evrene bakışını az çok yazılarından hareketle biliyorum. (Yanlışsam düzelt lütfen)
    Kainatı büyük ölçekli bir Kuran olarak görüyorsun, ayetler her yerde. Ve bu ayetlere uyan kimseler, yani kainat kurallarına ; aslında Allah’ın kanunlarına uygun davranan kişiler Dünya’da ödüllendiriliyor. Kişi veya toplum dark side’de olsa bile, yani anladığım kadarıyla İslam dairesinin dışında olsa bile. Peki ya bu karanlık taraftaki kişilerin ahiretteki halini nasıl düşünebiliriz, dünyadaki manevi beden ahiretteki fiziki beden olacak ve burada da yasalara uyumlu yaşadılar ama Marifetullah’tan yoksunlar, bir nasiplerinin olmadığını söyleyebilir miyiz? (en iyisini Allah bilir tabii.)

    1. Şu kısım sorunuzu yanıtı sanıyorum;

      ”nur boyutuna geçemeyip nar yani enerji boyutunda kalanların, tüm çarpık inançlarından kurtulduktan sonra, evet yanmaları artık söz konusu değildir; ama yine de onlara acı veren iki şey baki olarak kalır:

      1. cennete ebediyen giremeyecek olmalarıdır. zira peygamber efendimizden yüz çevirerek o şansı dünyada iken tepmişlerdir.

      2. kendilerine selamet sözü verilmemiştir. yani teorik olarak her zaman tekrar azaba uğrama ihtimalleri vardır. azap bitse de azaba uğrama korkuları daimidir. oysa nur boyutuna geçenlere, “selamun kavlen mirrabbir rahıym- çok şefkatli rabbinizden size selam(esenlik, güvenlik) sözü vardır” hitabı gelmiştir. bu söz onlara artık ebediyen selamette olduklarını müjdelemektedir.”

      Not: Siteye yöneltilen sorulara ilişkin cevaplar bizzat İsnetus tarafından değil, site yönetimi tarafından yanıtlanmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu