Zamanda Yolculuk 2
Şuur boyutu itibariyle zamanda yolculuk yapmanın mümkün olduğunu anlamış bulunuyorum. fizik bedenle zamanda yolculuk yapılıp yapılamayacağına dair ise bir fikrim yok. mümkün olabilir de olmayabilir de.
ancak öncelikle belirteyim, zamanda geriye gidip gelecek zamanı değiştirmek veya alternatif gerçeklikler oluşturmak gibi düşünceler tamamen çarpık düşüncelerdir ve zaman kavramını anlamamaktan doğan safsatalardır.
esasen varoluş tek anda mevcudiyet kazanan tek bütüncül bir yapıdır. kısacası tüm kainat yalnızca an içinde vardır. zamanın aslı “an”dır ve anın açılıp genişlemesi ve zaman olması ise tamamen algılayanın kısıtlı gözlem kabiliyeti ile ilgilidir.
mesela kapıdan içeri giriyoruz; önce masanın bize bakan kısmını algılarız; sonra orta kısmını; sonra da arka kısmını görürüz; yürüdükçe bunlar sırasıyla görüş alanımıza girer. eğer görüş gücümüz hepsini birden algılayacak güçte ve genişlikte olsaydı böyle bir parçalanma söz konusu olmayacaktı. masanın tamamını tek anda algılayacaktık. aynen bu misaldeki gibi, eğer kainat çapında büyük bir gözümüz olsaydı, varoluşun tamamını tek bir anda en başından en sonuna dek görecektik.
veya bu noktada film şeridi örneğini de verebiliriz: varoluş aynen bir film şeridi gibidir. en başından en sonuna kadar çekilmiş ve rafa kaldırılmıştır ve artık değişmesi mümkün değildir. filmin ışık düşen karesinin perdeye yansıyıp canlanması gibi, varoluşun bizim sınırlı kapasiteli bilincimize temas eden yüzeyi, şimdiyi oluşturur ve canlanır. ancak bu şimdiler herkes için özneldir.
bu anlattıklarımın aslında insanı dehşete düşürücü bir yanı var. şimdiye kadar çizgisel zaman anlayışını bize yutturan ve geçmişte yaşayanları yok olup gitmiş, gelecekte yaşayacak olanları da henüz var olmamış olarak empoze eden pozitivist zaman anlayışı kesinlikle yanlıştır. bilakis, geçmiştekiler, gelecektekiler ve bizler hepimiz bir açıdan capacanlıyız diğer bir açıdan da hepimiz ölüyüz. 500 yıl önce yaşamış bir insan düşünün, biz ne kadar canlıysak, o da o kadar canlıdır ve o ne kadar ölüyse biz de o kadar ölüyüz. aramızdaki relativiteyi kaldırdığımızda ise hepimizin dipdiri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
bende bu idrak hasıl olduğunda zamanda yolculuk yapma isteği belirdi ister istemez. peki hangi zamana ve hangi mekana gidecektim? ms 610’lu yıllara ve peygamberin mescidine elbette.
ilk denememi bir gece yarısı yaptım. oturdum, gözlerimi kapattım ve şuur boyutuna geçtim. 610’lu yıllara, medine’ye, peygamberin mescidine ve huzuruna ulaşmak için çabalamaya koyuldum. bir şeyler hisseder gibi olduysam da pek başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim. uykum gelince, başka bir vakitte tekrar denemek kaydıyla, yattım.
o gece bir rüya gördüm. rüyamda karşımda orta büyüklükte bir stargate vardı. stargate, zaman mekanı delip solucan deliği oluşturan film kurgusu bir cihaz ve şöyle bir şey
rüyamdaki bu cihaz birden çalışmaya başladı. adeta deprem oluyormuşçasına yer sarsılıyordu. sonra stargate çemberinden kırmızı bir ışık püskürmesi oldu ve içinden tuhaf bir yaratık dışarı çıktı. kocaman ahtapotumsu, örümceğimsi bir canavar. rüyada “vadû geliyor” diye bir ses duydum. bu yaratık oldukça korkutucu idi ve ben panikle kaçmaya çalıştım. sonra korkuyla uyandım. hemen bidiğim duaları okumaya başladım.
netice-i kelam, zamanda yolculuk işinin mümkün olduğunu anladım ama bizatihi deneyimlemeyi başaramadım. limitleri zorlayınca sizi engellemek için bir takım pislik spritüel yaratıklar olaya müdahil oluyorlar. bunları da aşmayı öğrenmek lazım.



