Tevhid AnlayışıKuran, Kainat ve İnsanŞuur (Nefs) MertebeleriZikir (Titreşim Frekansı)

Hu 3

Hu, bütün isimlerin ve sıfatların cem olduğu isimdir.”

“bütün derken… Allah’ın da mı?”

“evet. Allah, süryanicedir. hu, arapça… o anlamında kullanılır. üçüncü tekil şahıs sıfatı… zâtın hüviyetine, zâta işaret eder. o ile Allah kastedilir. hüve’nin kısaltılmış halidir. künhi zâta işaret eden lâhut mertebesidir. allah dahil, bütün isim ve sıfatların içi ve gerçeğidir. cem hâlini yaşayan salikin tevhid anlayışının ifadesidir. “hu bila hu!” aynül cem makamını, gayb ve sır olan zâtını işaret eder. ihsan makamının karşılığıdır. lahut mertebesidir.”

“bir de günlük dille konuşsan, tadından yenmeyeceksin! nerden bulursun bu sözleri!”

“günümüzde de kullanırız da farkına bile varmayız. mesela: “hay’dan gelen hu’ya gider!” deriz de ne manaya geldiğini bilmeyiz. bu sözle, hayat veren Allah’tan gelenin hüve’ye, yani Allah’a gideceği hatırlatılır.”

“diri ve dirilten anlamındaki hay sıfatıyla hayat bulanlar, hu sıfatıyla bir araya gelecekler.”

“aynen öyle… 

kesrette buldu vahdeti, mihnette buldu rahatı. 

firkatte buldu vuslatı, her bârı hû yâ hû ile.

demiş, şair.

“bir noktadan var edilen açılımla sonsuz denen evren yaratılmış. evren içinde evren, âlem içinde âlemler meydana getirilmiş. o an, herhangi bir an ve o nokta, noktalardan bir nokta… noktalarca nükte olan, hayal âlemini yaratan, tek gerçek olan Allah’tır.”

“la ilahe illallah’ın özü illallah, onun da özü Allah, onun da kalbi hu’dur. elif ve lam, harf-i tariftir. lam, mübalağa için şeddelidir. Allah sözcüğünün ağırlık noktası h harfindedir.”

“okunuşu yumuşak, yazılışı iki gözlü, şekli tersine bir yürek gibi olan h mi, yoksa tek gözlü olan mı?”

“nefes alır verir gibi okunan… tek veya çift gözlü… ikisi de aynı… kalın okunan, sert ve hırıltılı biçimde gırtlaktan çıkarılanlar değil… onun için her canlı, nefes alıp verirken ister istemez hu der.”

“demek ki bir insan, günde yirmi dört bin defa nefes alıp verdiğine göre bir o kadar da hu der.”

“hem de her nefesten on beş defa sorgulanacak olduğu söylenir ama çoğu bundan habersizdir.”

“gerçekten mi? çok ağır bir sorumluluk…”

“insan olmanın bedeli ağırdır. dağların taşların kaldıramayacağı yükümlülük omuzlarımızda… ne diyordum?”

“hu’dan bahsediyorduk.”

“hüve’den gelir. hüve, tanrı demektir. hu kalp, vav da ruhtur. hu hayattır. arştan kaynaklanır. alınan her nefesle hu, arş-ı âlâdan gelir, verilen her nefesle arşa ulaşır.”

“ihlas suresinde “kul…”, yani “de ki…” ile başlayan ilk ayet, hu ve allah ile devam ediyor, ahad ile son buluyor. galiba öneminden ötürü hu başa geçmiş.”

“bak! dikkatinden kaçmamış. ahad, şeriattakilerin; zâlimin li nefsi olan ashab-ı şimâlin, yani nefsi emmaredekilerin tekrarlaması gereken isimdir. lafz-ı celal ise muktesıdların, ashab-i yemînin, yani nefsi levvamedekilerin zikridir.”

“hepsi aynı değil mi? hem neden herkes dilediğini zikretmez? sakıncası ya da bir nedeni mi var? anlayamadım.”

“avam, yani nefsi emmaredeki kişiler, önce allah’tan başka ilah olmadığını iyice anlamak ve hazmetmek zorundadır. islamiyet’ten önce putlar vardı…”

“şimdi artık putlar yok ki! müslümanlar sadece allah’a inanıyor ve tapıyor.”

“putlar yok ama putlaştırılan şahıs ve nesneler var. sevgililer gibi, para, mal mülk gibi… onun için önce “la ilahe illallah!” zikrine devam edilmesi gerekir.”

“sonra?”

“sonra nefs-i levvameye geçerler ve: “ allah!” derler. havas, yani bilge ve sufiler: ““la ilahe illa hu!” yani kısaca “hu!” der. hu, mukarreplerin makamıdır.”

“mukarrep ne demek?”

“kurbiyet, yani yakınlık sahibi olanlar… onlar için yalnız o vardır. iman pekişmiş, kul hu esmasıyla hazreti insan haline gelmiş: “gayrisini istemem! istemeyi de istemem!” demektedir. o vardır, onunla birlikte hiçbir şey yoktur. mutmain olan nefsin zikridir. mukarrep ve sâbıkların ulaştıkları mertebedir bu makam, rıza makamıdır. hu zikriyle, ef’al, tevhid-i ef’al, tevhid-i sıfat ve tevhid-i zat makamlarına ulaşılır.”

“mutmain ne demek?”

“itminana kavuşan… yani ikna olan, iyice iman eden, huzura eren… inanmış, gönlü kanmış, emin…”

“hazreti ali: “ya hu, ya men hu, lâ ilahe illâ hu” diyerek zikredermiş. “hu, ism-i azamdır!” dermiş.

“ism-i azam’ın hangi isimlerin üçlemesinden meydana geldiği belli değildir. o konuda çeşitli rivayetler var.”

“mürit dergaha gelince: “destur!” diye içeriye girmek için izin istermiş. mürşit de: “hu!” diye izin verirmiş.”

“yirmi rekâtlik bir namazda yüz beş defa hu denir. gülbenk ve sema hu ile son bulur. cenaze kaldırılırken evde, yerde, kabirde ve defnedildikten sonra on beşer defa hu denir.”

“bana en enteresan gelen, yeryüzünde her nefes alıp verenin, ister istemez hu demesi ve çok azının bunun farkında olması…”

“hatta cansız varlıklar bile hu der. tasavvufta buna “sır” derler. sırra vukuf tutmak… yani nefesini saymak, bilincini nefesine vermek… kalp, ruh, sır gibi tüm letaifiyle her nefeste hu diyerek zikretmek, zikr-i daimdir.” bu şekilde zikreden, yapmış olduğu zikirden gafil olmaz, amacına erişir.”

“şimdi de zikr-i daim çıktı. o ne demek?”

“daimi zikir… kalbin sürekli allah allah diye atması ve o atışların anlamının farkında olunarak takip edilmesi gibi…”

“hu, yumuşak ve ince seslerden oluştuğu için nefes verir gibi belli belirsiz söyleniyor. o zaman, rüzgârın değdiği ya da havayı hareket ettiren her varlık böyle bir ses çıkarır. dünya da dönerken aynı sesi çıkarır. diğer gök cisimleri de… demek ki işitilebilseydik elektronların da hızla dönerken hu zikrinde olduğunu fark edebilirdik.

o zaman, her yaratılan, makrodan mikroya her şey ve her şeyin her zerresi hu çeker. içi boş olan boru şeklindeki her şey, üflendiğinde o sesi çıkarır. kargılar, kamışlar ve onlardan yapılan kavallar, neyler… rüzgâr esince sazlıklar, akınca sular, çalışınca motorlar, üflenince sazlar o sesi verir. soluk borusu da öyle… insan, içini her türlü kötülükten, ruhunu her türlü arzu ve hevesten arındırarak hu demeye devam ederse allah’a layık kul haline gelir.

kısacası, gafilin âriften, ölünün canlıdan farkı, hu oluyor. ilk nefes ve son nefes arasındaki tüm nefesler hu, hu’dan, hu’ya…”

“hu, efdal-i zikir, yani en faydalı zikir olan tevhidin özüdür. iki gözlü olarak yazılan o harfin, allah’ın basir sıfatını da sembolize ettiği, her şeyi birden ve aynı anda görmekte olduğunu hatırlattığı söylenmektedir. hu, cüzün önünde, her an tasarruf eden, özdeki teklik boyutudur.”

“hu, allah demektir. sonradan olan her şey, yani çokluk âlemi, o’nun nurundan, enerjinin yoğunlaşmasından oluşmuştur. ne varsa allah ile vardır ve varlıkları kalıcı değildir.”

“aynen dediğin gibi… allah mutlak var ve mutlak birdir. hu ismi; vücut, hüviyet, zatiyet ifade eder. o’nun dışında varlık, hüviyet ve şahsiyet yoktur. sıfatlarından emaneten verdiği, yok olmak zorunda olan, mutlak sıfatlarını taşımayan yaratıkları vardır. gerçek varlık ve uluhiyet sahibi o’dur. ezeli ve ebedi olan varlık, o nur’dur. ademoğlunun da meleklerin de gerçeği hu’dur. mevcudiyetin varsayılan varlıkları, hu ile ayaktadır. hu, deniz ise tüm var olanlar köpüktür. hu varlık, cümle mevcudat gölgedir. gaybın anahtarı o’nun indindedir. zâtının aksi olan âdem’e, yani insanoğluna bütün isimleri öğretmiş, emaneten yüklemiştir. onun için allah’ın ahlakıyla ahlaklanmamız gerekmektedir. allah’ın boyasıyla boyanmamız… en güzel renk, allah’ın rengidir.”

“o zaman, yaratılışımız gibi yeniden var oluşumuz hu’ya bağlı olarak gerçekleşecek. o, hayat sıfatından da münezzeh, hayatın ta kendisi! basiretler o’na ulaşamaz. hu, mutlak bilinmez ve kavranamaz olan…”

“hu, ateş, aşk ve deryadır. dil, üst dişleri yapıştırılarak, ağız açık olduğu halde, ciğerin altından nefes alınarak kalbin üstünde okunursa zikredene aşk ve yakınlık sağlar. bu hal de her şeyde olduğu gibi nasip, zaman ve tecelliyat işidir.”

“özetle, bu esmayı zikreden, sence ne kazanır?”

“bu esmaya devam eden zâkir, bir müddet sonra kesretten vahdete ulaşır. celal’de cemal’i bulur. hakk’ı, ârifler ve sultanlar gibi bilerek azaptan kurtulur. iyi ve kütü her şeyin allah’tan geldiğini idrak eder. nimete şükreder, belaya sabreder. habl-i metin iman budur. her kâmil iman sahibi gibi: “kahrın da hoş, lütfun da hoş!” demeye başlar.”

(alıntı-onur bilge)

isnetus 25.06.2014 12:08

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu