Çalışmak vs Dua Etmek
“Dışımda ve ötemde bir tanrı var” anlayışında olanların, ki çoğunluğu teşkil ederler, düştükleri büyük bir yanılgıdır.
bu anlayışta olanlar diyalektiğin bu iki kutbundan birine savrulur dururlar. gereği gibi çalışırlarsa mutlaka o işlerinin olacağını düşünürler. kimi zaman da çalışamazlar ve bu sefer tanrıdan beklerler. boş bir bekleyiştir bu.
halbuki çalışmak ile dua zıt kavramlar değildir; bilakis çalışmak duanın fiili versiyonudur. herhangi bir konuda düşünce, niyet, söz ve fiil olarak elimizden gelenin en iyisini yapmak sorumluluğundayız. zira insan dua için yaratılmıştır ve insanın her hareketi aslında onun duasıdır.
elimizden gelenin en iyisini yaptıktan sonra eğer başarı elde edersek, o zaman dememiz gereken şudur: “Allah elimle, dilimle, sözümle, fiilimle yaptığım duaları kabul buyurdu ve bana lütfu kereminden başarı ihsan eyledi”.
eğer tüm çabamızı bir dua bilmeyip, başarıyı kendimize mâl edersek işte o an bittiğimiz andır; çünkü artık ego kendini güç sahibi bağımsız bir varlık olarak bilecek ve adeta tanrılık taslamaya başlayacaktır. ancak bunun da bir bedeli vardır elbette. gün gelecek, devran dönecek ve o kişi başarısız olduğu noktada çökecek ve kuyruğunu kıstırmış ıslak köpekten farksız hale gelecektir. başarıyı Allah’tan bilmeyenin işte cezası budur.
mümin ise basitçe, “evet çok çalıştım, çok gayret ettim ama Allah başarı ihsan etmedi. onda da vardır bir hayır. demek o’nun hikmeti böyle gerektirdi. bizim hayır sandığımız şeyler hakkımızda şer olabilir” der geçer…



