
Bir okuyucu şöyle bir mesaj atmış:
“inandığım, ibadet ettiğim, bilip tanıdığımı sandığım ilahım öldü; ki zaten aslında ölü imiş. adına allah diyormuşum bu ilahın, ama zerre kadar ilgisi yokmuş allah ile.
o zamanda ve mekanda hapismiş, kabri bile varmış içimde. namaz vakitlerinde o kabrin önünde durup ölü ilahıma dualar, secdeler ediyormuşum, ziyaretine gidiyormuşum. çağın öyle gerisinde kalmış ki bu ilah, teknolojiden dahi haberi yok, fena halde ilkel.
”allah, zaman ve mekandan münezzehtir.” diyormuşum da bu sözün mânâsını dahi anlamamışım. onu geçmiş zamana ve geçmişte kalmış bir mekana hapsetmişim.
birkaç gün önce bir şeyler tefekkür ederken, uyku ile uyanıklık arası bir hâlde iken, kıyamet koptu sanki. içimdeki dünya ve kainatın tamamı, melekler, peygamberler, insanlar, tüm mahlukat yok oldu. o kıyamette ilahım da yok oldu, her şey ama her şey yerle bir oldu ve her şeyin ötesinde bir şey kaldı sadece; tanımlayamadığım, anlayamadığım, bilmediğim bir şey.
allah’ı hiçbir yerde bulamadım ama artık her yerde her şeyde o’nu görür oldum. görüyorum ama bir yandan da deli gibi arıyorum. insan gördüğünü arar mı hiç?
zamanın sahibi ve yaratıcısı olan o zat, zihnimde zamanla kayıtlı kaldı. işte bu noktayı aşamadım. zamanla, o kayıttan da kurtulurum inşaallah”
not: işte budur. tasavvufta hep sözü edilen fenafillah budur. ancak bu hâl versiyonudur yani geçici ve tadımlıktır. mutlak fenâ başkadır. o evliyaya özgüdür. benim klasik anlatımın ötesine geçme ve sürekli başka söylemlere yönelme eğilimim bu yüzdendir. kanıksamışlıktan hem kendimi hem de başkalarını kurtarmak için o yollara tevessül ediyorum. kimi zaman da sert eleştirilere uğruyorum bu nedenle; çünkü dogmadan bir sapma olarak algılanıyor.
halbuki peygamber zamanındaki islamın esasen canlı canlı bir yaşantı olduğunu, onu kelama ve düz mantığa hapsetmenin tek kare bir foto çekmekten farksız olduğunu bir anlasak…
çok zor…zira dogmatizm düşük insan şuurunun bir hastalığıdır. dikkat ederseniz dinle imanla zerre alakası olmayan insanlar bile belli kalıplara, klişelere hapsolmuşlardır. bunun dini kalıplara hapsolmaktan farkı yoktur. her ikisi de aynı şuur seviyesinin başka başka ifadeleridir.
dogmaların esaretinden çıkabilen insan oranı bir toplumda çok azdır. yüz kişiden üç beş kişi ancak çıkar.



